Sûre Açıklaması
Beled Suresi (Arapça: سورة البلد), Kur'an'ın 90. suresidir. Mekke'de indirildiğine inanılan 20 ayetten oluşur. Sure ismini ilk 2 ayetinde geçen el-beled kelimesinden alır. Beled, beldeler anlamına gelir. Bu surede el beled kelimesi ile Mekke şehri kastedilmektedir. Beled Suresi'nde insanların zor ve çetin şartlar içinde dünyaya getirildiği, bu sebeple olgun insan olabilmek ve yüce gayelere erişebilmek için sıkıntılara göğüs germe mecburiyeti olduğu söylenir. Gücüne ve servetine güvenerek Allah'a karşı gelenlerin aldandığı, insanlara yardımlaşma, sabır ve merhamet tavsiyeleri anlatılır. Tarihsel önce: Kaf Suresi Sure metni: Beled Suresi Tarihsel sonra: Tarık Suresi

Mekki
şehir, belde, yer
90
20
82
335
Sesli Süre Dinleme
Beled

لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ

 Beled / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


وَأَنتَ حِلٌّ بِهَذَا الْبَلَدِ

 Beled / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ

 Beled / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ

 Beled / 4 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.


أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ

 Beled / 5 -

 Diyanet Vakfi = İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?


يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا

 Beled / 6 -

 Diyanet Vakfi = «Pek çok mal harcadım» diyor.


أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ

 Beled / 7 -

 Diyanet Vakfi = Kimse onu görmedi mi sanıyor?


أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ

 Beled / 8 -

 Diyanet Vakfi = (8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ

 Beled / 9 -

 Diyanet Vakfi = (8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ

 Beled / 10 -

 Diyanet Vakfi = (8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğru ve eğriyi) göstermedik mi?


فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ

 Beled / 11 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ

 Beled / 12 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


فَكُّ رَقَبَةٍ

 Beled / 13 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ

 Beled / 14 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ

 Beled / 15 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ

 Beled / 16 -

 Diyanet Vakfi = (11-16) Fakat o, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuş nedir bilir misin? Köle azat etmek veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut aç açık bir yoksulu doyurmaktır.


ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ

 Beled / 17 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar sağdakilerdir.


أُوْلَئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ

 Beled / 18 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Sonra iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve birbirlerine acımayı öğütleyenlerden olmaktır. İşte bunlar sağdakilerdir.


وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ

 Beled / 19 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir. Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.


عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌ

 Beled / 20 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Âyetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar soldakilerdir. Cezaları, kapıları üzerlerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.