Sûre Açıklaması
Gaşiye Suresi (Arapça: سورة الغاشية) Kur'an'ın 88. suresidir, 26 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve örten, bürüyen, kaplayan anlamına gelen gaşiye kelimesinden alır. Kıyamet, cehennem, cennet, cehennem ve ibret alınması gereken nesnelerden bahseder. Cehennemliklerin tasviri; Kızgın ateşe girerler, Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler, Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur, O, ne besler ne de açlıktan kurtarır. Cennetliklerin tasviri; O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar, Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar, Yüksek bir cennettedirler, Orada hiçbir boş söz işitmezler, Orada akan bir kaynak vardır, Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır. Deve, gök, dağlar ve çöl İbret alınması istenen nesneler ise deve, gök, dağlar ve yeryüzüdür. Bundan sonrasında Muhammed'e 2. şahıs kipi kullanılarak, kendisinin sadece bir öğüt verici olduğu ifade edilir. Tarihsel önce: Zariyat Suresi Sure metni: Gaşiye Suresi Tarihsel sonra: Kehf Suresi

Mekki
örten, bürüyen, kaplayan
88
26
92
378
Sesli Süre Dinleme
Gâşiye

هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ

 Gâşiye / 1 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Dehşeti her şeyi kaplayan kıyametin haberi sana geldi mi?


وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ

 Gâşiye / 2 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


عَامِلَةٌ نَّاصِبَةٌ

 Gâşiye / 3 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


تَصْلَى نَارًا حَامِيَةً

 Gâşiye / 4 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


تُسْقَى مِنْ عَيْنٍ آنِيَةٍ

 Gâşiye / 5 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


لَّيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ إِلَّا مِن ضَرِيعٍ

 Gâşiye / 6 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِن جُوعٍ

 Gâşiye / 7 -

 Diyanet Vakfi = (2-7) O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.


وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاعِمَةٌ

 Gâşiye / 8 -

 Diyanet Vakfi = (8-11) O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.


لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ

 Gâşiye / 9 -

 Diyanet Vakfi = (8-11) O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.


فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

 Gâşiye / 10 -

 Diyanet Vakfi = (8-11) O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.


لَّا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً

 Gâşiye / 11 -

 Diyanet Vakfi = (8-11) O gün bir takım yüzler de vardır ki, mutludurlar; (dünyadaki) çabalarından hoşnut olmuşlardır, yüce bir cennettedirler. Orada boş bir söz işitmezler.


فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ

 Gâşiye / 12 -

 Diyanet Vakfi = (12-16) Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.


فِيهَا سُرُرٌ مَّرْفُوعَةٌ

 Gâşiye / 13 -

 Diyanet Vakfi = (12-16) Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.


وَأَكْوَابٌ مَّوْضُوعَةٌ

 Gâşiye / 14 -

 Diyanet Vakfi = (12-16) Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.


وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ

 Gâşiye / 15 -

 Diyanet Vakfi = (12-16) Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.


وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ

 Gâşiye / 16 -

 Diyanet Vakfi = (12-16) Orada (cennette) devamlı akan bir pınar, orada yükseltilmiş tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra dizilmiş yastıklar, serilmiş halılar vardır.


أَفَلَا يَنظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

 Gâşiye / 17 -

 Diyanet Vakfi = (17-20) (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?


وَإِلَى السَّمَاء كَيْفَ رُفِعَتْ

 Gâşiye / 18 -

 Diyanet Vakfi = (17-20) (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?


وَإِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

 Gâşiye / 19 -

 Diyanet Vakfi = (17-20) (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?


وَإِلَى الْأَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

 Gâşiye / 20 -

 Diyanet Vakfi = (17-20) (İnsanlar) devenin nasıl yaratıldığına, göğün nasıl yükseltildiğine, dağların nasıl dikildiğine, yeryüzünün nasıl yayıldığına bir bakmazlar mı?


فَذَكِّرْ إِنَّمَا أَنتَ مُذَكِّرٌ

 Gâşiye / 21 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.


لَّسْتَ عَلَيْهِم بِمُصَيْطِرٍ

 Gâşiye / 22 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.


إِلَّا مَن تَوَلَّى وَكَفَرَ

 Gâşiye / 23 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.


فَيُعَذِّبُهُ اللَّهُ الْعَذَابَ الْأَكْبَرَ

 Gâşiye / 24 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.


إِنَّ إِلَيْنَا إِيَابَهُمْ

 Gâşiye / 25 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.


ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ

 Gâşiye / 26 -

 Diyanet Vakfi = (21-26) O halde (Resûlüm), öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin. Ancak yüz çevirip inkâr edene gelince, işte öylesini Allah en büyük azap ile cezalandırır. Şüphesiz onların dönüşü sadece bizedir. Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.