Sûre Açıklaması
Hicr Suresi (Arapça: سورة الحجر) Kur'an'ın 15. suresidir. 99 ayettir. Bu ayetlerin 87'sinin Medine'de, diğerlerinin ise Mekke'de indirildiğine inanılmaktadır. Adını 80. ayette geçen 'Hicr' kelimesinden almıştır. Hicr, Medine’nin kuzeyinde zamanında Semud kavmi'nin yaşadığına inanılan yerin adıdır. Surede başlıca Allah’ın birliği, peygamberlik, öldükten sonra dirilme ve hesap konuları peygamberlerin verdikleri mücadeleler örnek verilerek anlatılır. Bu surede ayrıca Kur’an’ın korunacağı ifadesi yer alır.

Mekki
Medine’nin kuzeyinde vaktiyle Semud Kavmi'nin yaşadığı bir yerin adı
15
99
658
2797
Sesli Süre Dinleme
Hicr

الَرَ تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ وَقُرْآنٍ مُّبِينٍ

 Hicr / 1 -

 Diyanet Vakfi = Elif. Lâm. Râ. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın âyetleridir.


رُّبَمَا يَوَدُّ الَّذِينَ كَفَرُواْ لَوْ كَانُواْ مُسْلِمِينَ

 Hicr / 2 -

 Diyanet Vakfi = İnkâr edenler zaman zaman, keşke biz de müslüman olsaydık, diye arzu ederler.


ذَرْهُمْ يَأْكُلُواْ وَيَتَمَتَّعُواْ وَيُلْهِهِمُ الأَمَلُ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

 Hicr / 3 -

 Diyanet Vakfi = Onları bırak; yesinler, eğlensinler ve boş ümit onları oyalayadursun. (Kötü sonucu) yakında bilecekler!


وَمَا أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلاَّ وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ

 Hicr / 4 -

 Diyanet Vakfi = Helâk ettiğimiz hiçbir ülke yoktur ki hakkında (bizce) bilinen bir yazgı olmasın.


مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ

 Hicr / 5 -

 Diyanet Vakfi = Hiçbir millet, ecelinin önüne geçemez, ve onu geciktiremez.


وَقَالُواْ يَا أَيُّهَا الَّذِي نُزِّلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ

 Hicr / 6 -

 Diyanet Vakfi = Dediler ki: «Ey kendisine Kur'an indirilen (Muhammed)! Sen mutlaka bir mecnunsun!»


لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِالْمَلائِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ الصَّادِقِينَ

 Hicr / 7 -

 Diyanet Vakfi = «Eğer doğru söyleyenlerden idiysen, bize melekleri getirmeliydin.»


مَا نُنَزِّلُ الْمَلائِكَةَ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَا كَانُواْ إِذًا مُّنظَرِينَ

 Hicr / 8 -

 Diyanet Vakfi = Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman onlara mühlet verilmez.


إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ

 Hicr / 9 -

 Diyanet Vakfi = Kur'an'ı kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.


وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِي شِيَعِ الأَوَّلِينَ

 Hicr / 10 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun, senden önceki milletler arasında da elçiler gönderdik.


وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلاَّ كَانُواْ بِهِ يَسْتَهْزِؤُونَ

 Hicr / 11 -

 Diyanet Vakfi = Onlara bir peygamber gelmeyedursun, hemen onunla alay ederlerdi.


كَذَلِكَ نَسْلُكُهُ فِي قُلُوبِ الْمُجْرِمِينَ

 Hicr / 12 -

 Diyanet Vakfi = İşte böylece biz onu, (inkârcılığı) suçluların kalplerine sokarız.


لاَ يُؤْمِنُونَ بِهِ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ الأَوَّلِينَ

 Hicr / 13 -

 Diyanet Vakfi = Öncekilerin başına gelenlerden ders almaları gerekirken onlar hala buna (Kur'an'a) inanmıyorlar.


وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ السَّمَاء فَظَلُّواْ فِيهِ يَعْرُجُونَ

 Hicr / 14 -

 Diyanet Vakfi = (14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de «Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır.» derler.


لَقَالُواْ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَارُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ

 Hicr / 15 -

 Diyanet Vakfi = (14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıksalar, yine de «Gözlerimiz boyandı, daha doğrusu bize büyü yapılmıştır.» derler.


وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ

 Hicr / 16 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun, biz gökte birtakım burçlar yarattık ve seyr edenler için onu süsledik.


وَحَفِظْنَاهَا مِن كُلِّ شَيْطَانٍ رَّجِيمٍ

 Hicr / 17 -

 Diyanet Vakfi = Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.


إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُّبِينٌ

 Hicr / 18 -

 Diyanet Vakfi = Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna. Onun da peşine açık bir alev sütunu düşmüştür.


وَالأَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَأَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَيْءٍ مَّوْزُونٍ

 Hicr / 19 -

 Diyanet Vakfi = Yeri uzatıp yaydık, orada sabit dağlar yerleştirdik, yine orada miktarı ve ölçüsü belirli olan şeyler bitirdik.


وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَايِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُ بِرَازِقِينَ

 Hicr / 20 -

 Diyanet Vakfi = Orada hem sizin için hem de rızıkları size ait olmayanlar için (gerekli) geçim vasıtaları yarattık.


وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ عِندَنَا خَزَائِنُهُ وَمَا نُنَزِّلُهُ إِلاَّ بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ

 Hicr / 21 -

 Diyanet Vakfi = Her şeyin hazineleri yalnız bizim yanımızdadır. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.


وَأَرْسَلْنَا الرِّيَاحَ لَوَاقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَسْقَيْنَاكُمُوهُ وَمَا أَنتُمْ لَهُ بِخَازِنِينَ

 Hicr / 22 -

 Diyanet Vakfi = Biz, rüzgârları aşılayıcı olarak gönderdik ve gökten bir su indirdik de onunla su ihtiyacınızı karşıladık. (Biz bunları yapmasaydık) siz onu (yeterli) suyu depolayamazdınız.


وَإنَّا لَنَحْنُ نُحْيِي وَنُمِيتُ وَنَحْنُ الْوَارِثُونَ

 Hicr / 23 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz biz diriltir ve biz öldürürüz! Ve her şeye biz vâris oluruz.


وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا الْمُسْتَأْخِرِينَ

 Hicr / 24 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, geri kalanları da biliriz.


وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ إِنَّهُ حَكِيمٌ عَلِيمٌ

 Hicr / 25 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin onları (kıyamette) toplayacaktır. Çünkü O, hakîmdir, alîmdir.


وَلَقَدْ خَلَقْنَا الإِنسَانَ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

 Hicr / 26 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun biz insanı, (pişmiş) kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattık.


وَالْجَآنَّ خَلَقْنَاهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ السَّمُومِ

 Hicr / 27 -

 Diyanet Vakfi = Cinleri de daha önce zehirli ateşten yaratmıştık.


وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلاَئِكَةِ إِنِّي خَالِقٌ بَشَرًا مِّن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

 Hicr / 28 -

 Diyanet Vakfi = Hani Rabbin meleklere demişti ki: «Ben kupkuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan bir insan yaratacağım.»


فَإِذَا سَوَّيْتُهُ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِي فَقَعُواْ لَهُ سَاجِدِينَ

 Hicr / 29 -

 Diyanet Vakfi = «Ona şekil verdiğim ve ona ruhumdan üflediğim zaman, siz hemen onun için secdeye kapanın!»


فَسَجَدَ الْمَلآئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ

 Hicr / 30 -

 Diyanet Vakfi = Meleklerin hepsi de hemen secde ettiler.


إِلاَّ إِبْلِيسَ أَبَى أَن يَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

 Hicr / 31 -

 Diyanet Vakfi = Fakat İblis hariç! O, secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı.


قَالَ يَا إِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلاَّ تَكُونَ مَعَ السَّاجِدِينَ

 Hicr / 32 -

 Diyanet Vakfi = (Allah:) Ey İblis! Secde edenlerle beraber olmayışının sebebi nedir? dedi.


قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُ مِن صَلْصَالٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ

 Hicr / 33 -

 Diyanet Vakfi = (İblis:) Ben kuru bir çamurdan, şekillenmiş kara balçıktan yarattığın bir insana secde edecek değilim, dedi.


قَالَ فَاخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ

 Hicr / 34 -

 Diyanet Vakfi = Allah şöyle buyurdu: Öyle ise oradan çık! Artık kovuldun!


وَإِنَّ عَلَيْكَ اللَّعْنَةَ إِلَى يَوْمِ الدِّينِ

 Hicr / 35 -

 Diyanet Vakfi = Muhakkak ki kıyamet gününe kadar lânet senin üzerine olacaktır!


قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِي إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 Hicr / 36 -

 Diyanet Vakfi = (İblis:) Rabbim! Öyle ise, (varlıkların) tekrar dirileceği güne kadar bana mühlet ver, dedi.


قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ الْمُنظَرِينَ

 Hicr / 37 -

 Diyanet Vakfi = (37-38) Allah: Sen bilinen bir vakte kadar kendilerine mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


إِلَى يَومِ الْوَقْتِ الْمَعْلُومِ

 Hicr / 38 -

 Diyanet Vakfi = (37-38) Allah: Sen bilinen bir vakte kadar kendilerine mühlet verilenlerdensin, buyurdu.


قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِي لأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِي الأَرْضِ وَلأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ

 Hicr / 39 -

 Diyanet Vakfi = (İblis) dedi ki: Rabbim! Beni azdırmana karşılık ben de yeryüzünde onlara (günahları) süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım!


إِلاَّ عِبَادَكَ مِنْهُمُ الْمُخْلَصِينَ

 Hicr / 40 -

 Diyanet Vakfi = Ancak onlardan ihlâslı kulların müstesna.


قَالَ هَذَا صِرَاطٌ عَلَيَّ مُسْتَقِيمٌ

 Hicr / 41 -

 Diyanet Vakfi = (Allah) şöyle buyurdu: «İşte bana varan dosdoğru yol budur.»


إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ إِلاَّ مَنِ اتَّبَعَكَ مِنَ الْغَاوِينَ

 Hicr / 42 -

 Diyanet Vakfi = «Şüphesiz kullarım üzerinde senin bir hakimiyetin yoktur. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna.»


وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ

 Hicr / 43 -

 Diyanet Vakfi = Muhakkak cehennem, onların hepsine vâdolunan yerdir.


لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَابٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ

 Hicr / 44 -

 Diyanet Vakfi = Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer gurup ayrılmıştır.


إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

 Hicr / 45 -

 Diyanet Vakfi = (Allah'ın azabından korkup rahmetine sığınan) takvâ sahipleri, mutlaka cennetlerde ve pınar başlarında olacaklar.


ادْخُلُوهَا بِسَلاَمٍ آمِنِينَ

 Hicr / 46 -

 Diyanet Vakfi = «Oraya emniyet ve selâmetle girin» (denilir, onlara).


وَنَزَعْنَا مَا فِي صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَانًا عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ

 Hicr / 47 -

 Diyanet Vakfi = Biz, onların gönüllerindeki kini söküp attık; onlar artık köşkler üzerinde karşı karşıya oturan kardeşler olacaklar.


لاَ يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ

 Hicr / 48 -

 Diyanet Vakfi = Onlara orada hiçbir yorgunluk gelmeyecek ve onlar, oradan çıkarılmayacaklardır.


نَبِّئْ عِبَادِي أَنِّي أَنَا الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

 Hicr / 49 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Kullarıma, benim, çok bağışlayıcı ve pek esirgeyici olduğumu haber ver.


وَ أَنَّ عَذَابِي هُوَ الْعَذَابُ الأَلِيمَ

 Hicr / 50 -

 Diyanet Vakfi = Benim azabımın elem verici bir azap olduğunu da bildir.


وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِ بْراَهِيمَ

 Hicr / 51 -

 Diyanet Vakfi = Onlara İbrahim'in misafirlerinden (meleklerden) de haber ver.


إِذْ دَخَلُواْ عَلَيْهِ فَقَالُواْ سَلامًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ

 Hicr / 52 -

 Diyanet Vakfi = Onun yanına girdikleri zaman, «selam» dediler. (İbrahim:) Biz sizden çekiniyoruz, dedi.


قَالُواْ لاَ تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلامٍ عَلِيمٍ

 Hicr / 53 -

 Diyanet Vakfi = Dediler ki: Korkma; biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz.


قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِي عَلَى أَن مَّسَّنِيَ الْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ

 Hicr / 54 -

 Diyanet Vakfi = (İbrahim:) Bana ihtiyarlık çökmesine rağmen beni müjdeliyor musunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz? dedi.


قَالُواْ بَشَّرْنَاكَ بِالْحَقِّ فَلاَ تَكُن مِّنَ الْقَانِطِينَ

 Hicr / 55 -

 Diyanet Vakfi = Sana gerçeği müjdeledik, sakın ümitsizliğe düşenlerden olma! dediler.


قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِ إِلاَّ الضَّآلُّونَ

 Hicr / 56 -

 Diyanet Vakfi = (İbrahim:) dedi ki: Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?


قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

 Hicr / 57 -

 Diyanet Vakfi = «Ey elçiler! (Başka) ne işiniz var?» dedi.


قَالُواْ إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

 Hicr / 58 -

 Diyanet Vakfi = Dediler ki: «Biz, suçlu bir topluma (onları helâk etmeye) gönderildik.»


إِلاَّ آلَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ

 Hicr / 59 -

 Diyanet Vakfi = «Ancak Lût ailesi hariç. Onların hepsini kurtaracağız.»


إِلاَّ امْرَأَتَهُ قَدَّرْنَا إِنَّهَا لَمِنَ الْغَابِرِينَ

 Hicr / 60 -

 Diyanet Vakfi = «(Fakat Lût'un) karısı müstesna; biz onun geri kalanlardan olmasını takdir ettik.»


فَلَمَّا جَاء آلَ لُوطٍ الْمُرْسَلُونَ

 Hicr / 61 -

 Diyanet Vakfi = (61-62) Elçiler Lût âilesine gelince, Lût onlara: «Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz» dedi.


قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

 Hicr / 62 -

 Diyanet Vakfi = (61-62) Elçiler Lût âilesine gelince, Lût onlara: «Hakikaten siz tanınmayan kimselersiniz» dedi.


قَالُواْ بَلْ جِئْنَاكَ بِمَا كَانُواْ فِيهِ يَمْتَرُونَ

 Hicr / 63 -

 Diyanet Vakfi = Dediler ki: «Bilakis, biz sana, onların şüphe etmekte oldukları şeyi (azabı ve helâkı) getirdik.


وَأَتَيْنَاكَ بَالْحَقِّ وَإِنَّا لَصَادِقُونَ

 Hicr / 64 -

 Diyanet Vakfi = Sana gerçeği getirdik; biz, hakikaten doğru söyleyenleriz.


فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ اللَّيْلِ وَاتَّبِعْ أَدْبَارَهُمْ وَلاَ يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَامْضُواْ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ

 Hicr / 65 -

 Diyanet Vakfi = Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından yürü. Sizden hiç kimse, sakın dönüp de ardına bakmasın, istenen yere gidin.»


وَقَضَيْنَا إِلَيْهِ ذَلِكَ الأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَؤُلاء مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ

 Hicr / 66 -

 Diyanet Vakfi = Ona (Lût'a) şu hükmümüzü vahyettik: «Sabaha çıkarlarken mutlaka onların ardı kesilmiş olacaktır.»


وَجَاء أَهْلُ الْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ

 Hicr / 67 -

 Diyanet Vakfi = Şehir halkı, birbirlerini kutlayarak, (meleklerin yanına) geldiler.


قَالَ إِنَّ هَؤُلاء ضَيْفِي فَلاَ تَفْضَحُونِ

 Hicr / 68 -

 Diyanet Vakfi = (68-69) (Lût) onlara «Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın; Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!» dedi.


وَاتَّقُوا اللّهَ وَلاَ تُخْزُونِ

 Hicr / 69 -

 Diyanet Vakfi = (68-69) (Lût) onlara «Bunlar benim misafirimdir. Sakın beni utandırmayın; Allah'tan korkun, beni rezil etmeyin!» dedi.


قَالُوا أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ الْعَالَمِينَ

 Hicr / 70 -

 Diyanet Vakfi = «Biz seni, elâlemin işine karışmaktan men etmemiş miydik?» dediler.


قَالَ هَؤُلاء بَنَاتِي إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ

 Hicr / 71 -

 Diyanet Vakfi = (Lût:) İşte kızlarım! (Düşündüğünüzü) yapacaksanız (onlarla evlenin), dedi.


لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِي سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ

 Hicr / 72 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Hayatın hakkı için onlar, sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı.


فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ

 Hicr / 73 -

 Diyanet Vakfi = Güneş doğarken onları o korkunç ses yakaladı.


فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ

 Hicr / 74 -

 Diyanet Vakfi = Böylece ülkelerinin üstünü altına getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.


إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ

 Hicr / 75 -

 Diyanet Vakfi = İşte bunda ibret alanlar için işaretler vardır.


وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقيمٍ

 Hicr / 76 -

 Diyanet Vakfi = Onlar hâla gözler önünde duran bir yol üzerindedirler.


إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَةً لِّلْمُؤمِنِينَ

 Hicr / 77 -

 Diyanet Vakfi = Hakikaten bunda iman edenler için bir ibret vardır.


وَإِن كَانَ أَصْحَابُ الأَيْكَةِ لَظَالِمِينَ

 Hicr / 78 -

 Diyanet Vakfi = Eyke halkı da gerçekten zalim idiler.


فَانتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ

 Hicr / 79 -

 Diyanet Vakfi = Biz onlardan da intikam aldık. İkisi de (Eyke ve Medyen) açık bir yol üzerindedir.


وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَابُ الحِجْرِ الْمُرْسَلِينَ

 Hicr / 80 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.


وَآتَيْنَاهُمْ آيَاتِنَا فَكَانُواْ عَنْهَا مُعْرِضِينَ

 Hicr / 81 -

 Diyanet Vakfi = Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi.


وَكَانُواْ يَنْحِتُونَ مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا آمِنِينَ

 Hicr / 82 -

 Diyanet Vakfi = Onlar, dağlardan emniyet içinde kalacakları evler oyarlardı.


فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ

 Hicr / 83 -

 Diyanet Vakfi = Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç ses yakaladı.


فَمَا أَغْنَى عَنْهُم مَّا كَانُواْ يَكْسِبُونَ

 Hicr / 84 -

 Diyanet Vakfi = Kazanmakta oldukları şeyler onlardan hiçbir zararı savmadı.


وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا إِلاَّ بِالْحَقِّ وَإِنَّ السَّاعَةَ لآتِيَةٌ فَاصْفَحِ الصَّفْحَ الْجَمِيلَ

 Hicr / 85 -

 Diyanet Vakfi = Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. O saat (kıyamet), mutlaka gelecektir. Şimdilik onlara güzel muamele et.


إِنَّ رَبَّكَ هُوَ الْخَلاَّقُ الْعَلِيمُ

 Hicr / 86 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz Rabbin hakkıyla yaratan pek iyi bilendir.


وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعًا مِّنَ الْمَثَانِي وَالْقُرْآنَ الْعَظِيمَ

 Hicr / 87 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve yüce Kur'an'ı verdik.


لاَ تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّنْهُمْ وَلاَ تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَاخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ

 Hicr / 88 -

 Diyanet Vakfi = Sakın onlardan bazı sınıflara verdiğimiz dünya malına göz dikme, onlardan dolayı üzülme ve müminlere alçak gönüllü ol.


وَقُلْ إِنِّي أَنَا النَّذِيرُ الْمُبِينُ

 Hicr / 89 -

 Diyanet Vakfi = De ki: Şüphesiz ben apaçık bir uyarıcıyım.


كَمَا أَنزَلْنَا عَلَى المُقْتَسِمِينَ

 Hicr / 90 -

 Diyanet Vakfi = Nitekim biz, komplo kuranlara (azabı) indirmişizdir.


الَّذِينَ جَعَلُوا الْقُرْآنَ عِضِينَ

 Hicr / 91 -

 Diyanet Vakfi = Onlar, Kur'an'ı tutarsız parçalar olarak nitelendirenlere gelince,


فَوَرَبِّكَ لَنَسْأَلَنَّهُمْ أَجْمَعِيْنَ

 Hicr / 92 -

 Diyanet Vakfi = (92-93) Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.


عَمَّا كَانُوا يَعْمَلُونَ

 Hicr / 93 -

 Diyanet Vakfi = (92-93) Rabbin hakkı için, mutlaka onların hepsini yaptıklarından dolayı sorguya çekeceğiz.


فَاصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ الْمُشْرِكِينَ

 Hicr / 94 -

 Diyanet Vakfi = Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!


إِنَّا كَفَيْنَاكَ الْمُسْتَهْزِئِينَ

 Hicr / 95 -

 Diyanet Vakfi = (Seninle) alay edenlere karşı biz sana yeteriz.


الَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ اللّهِ إِلهًا آخَرَ فَسَوْفَ يَعْمَلُونَ

 Hicr / 96 -

 Diyanet Vakfi = Onlar Allah ile beraber başka bir tanrı edinenlerdir. (Kimin doğru olduğunu) yakında bilecekler!


وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ

 Hicr / 97 -

 Diyanet Vakfi = Onların söyledikleri şeyler yüzünden senin canının sıkıldığını andolsun biliyoruz.


فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ السَّاجِدِينَ

 Hicr / 98 -

 Diyanet Vakfi = Sen şimdi Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!


وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

 Hicr / 99 -

 Diyanet Vakfi = Ve sana yakîn (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et!