Sûre Açıklaması
Kıyamet Suresi, (Arapça: سورة القيامة) Kur'an'ın 75. suresidir. Mekke'de Kari'a Suresi'nden sonra indirildiğine inanılan sure 40 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve ölümden sonra dirilme anlamına gelen "kıyame" kelimesinden alır. Kıyamet Suresi'nde kıyamet gününden, insanların öldükten sonra yeniden diriltileceklerinden, peygamberin kendisine vahiy geldikten sonra onu nasıl okuyacağından, günah işleyenlerin kıyamet günündeki durumlarından, insanların başıboş bırakılmadıklarından bahsedilir. Tarihsel önce:Kari'a Suresi Sure metni: Kıyame Suresi Tarihsel sonra: Hümeze Suresi

Mekki
ölümden sonra dirilme
75
40
164
664
Sesli Süre Dinleme
Kıyâme

لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ

 Kıyâme / 1 -

 Diyanet Vakfi = Kıyamet gününe yemin ederim.


وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ

 Kıyâme / 2 -

 Diyanet Vakfi = Kendini kınayan (pişmanlık duyan) nefse yemin ederim (diriltilip hesaba çekileceksiniz).


أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَلَّن نَجْمَعَ عِظَامَهُ

 Kıyâme / 3 -

 Diyanet Vakfi = İnsan, kendisinin kemiklerini biraraya toplayamayacağımızı mı sanır?


بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَن نُّسَوِّيَ بَنَانَهُ

 Kıyâme / 4 -

 Diyanet Vakfi = Evet, bizim, onun parmak uçlarını bile aynen eski haline getirmeye gücümüz yeter.


بَلْ يُرِيدُ الْإِنسَانُ لِيَفْجُرَ أَمَامَهُ

 Kıyâme / 5 -

 Diyanet Vakfi = Fakat insan önündekini (kıyameti) yalanlamak ister.


يَسْأَلُ أَيَّانَ يَوْمُ الْقِيَامَةِ

 Kıyâme / 6 -

 Diyanet Vakfi = «Kıyamet günü ne zamanmış?» diye sorar.


فَإِذَا بَرِقَ الْبَصَرُ

 Kıyâme / 7 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay biraraya getirildiği zaman!


وَخَسَفَ الْقَمَرُ

 Kıyâme / 8 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay biraraya getirildiği zaman!


وَجُمِعَ الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ

 Kıyâme / 9 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İşte, göz kamaştığı, ay tutulduğu, güneşle ay biraraya getirildiği zaman!


يَقُولُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ أَيْنَ الْمَفَرُّ

 Kıyâme / 10 -

 Diyanet Vakfi = O gün insan, «Kaçacak yer neresi!» diyecektir.


كَلَّا لَا وَزَرَ

 Kıyâme / 11 -

 Diyanet Vakfi = Hayır, hayır! (Kaçıp) sığınacak yer yoktur!


إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمُسْتَقَرُّ

 Kıyâme / 12 -

 Diyanet Vakfi = O gün varıp durulacak yer, sadece Rabbinin huzurudur.


يُنَبَّأُ الْإِنسَانُ يَوْمَئِذٍ بِمَا قَدَّمَ وَأَخَّرَ

 Kıyâme / 13 -

 Diyanet Vakfi = O gün insana, ileri götürdüğü ve geri bıraktığı ne varsa bildirilir.


بَلِ الْإِنسَانُ عَلَى نَفْسِهِ بَصِيرَةٌ

 Kıyâme / 14 -

 Diyanet Vakfi = Artık insan, kendi kendinin şahididir.


وَلَوْ أَلْقَى مَعَاذِيرَهُ

 Kıyâme / 15 -

 Diyanet Vakfi = İsterse özürlerini sayıp döksün.


لَا تُحَرِّكْ بِهِ لِسَانَكَ لِتَعْجَلَ بِهِ

 Kıyâme / 16 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) onu (vahyi) çarçabuk almak için dilini kımıldatma.


إِنَّ عَلَيْنَا جَمْعَهُ وَقُرْآنَهُ

 Kıyâme / 17 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz onu, toplamak (senin kalbine yerleştirmek) ve onu okutmak bize aittir.


فَإِذَا قَرَأْنَاهُ فَاتَّبِعْ قُرْآنَهُ

 Kıyâme / 18 -

 Diyanet Vakfi = O halde, biz onu okuduğumuz zaman, sen onun okunuşunu takip et.


ثُمَّ إِنَّ عَلَيْنَا بَيَانَهُ

 Kıyâme / 19 -

 Diyanet Vakfi = Sonra şüphen olmasın ki, onu açıklamak da bize aittir.


كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ

 Kıyâme / 20 -

 Diyanet Vakfi = (20-21) Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.


وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ

 Kıyâme / 21 -

 Diyanet Vakfi = (20-21) Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk geçeni (dünya hayatını ve nimetlerini) seviyor, ahireti bırakıyorsunuz.


وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَّاضِرَةٌ

 Kıyâme / 22 -

 Diyanet Vakfi = Yüzler vardır ki, o gün ışıl ışıl parıldayacaktır.


إِلَى رَبِّهَا نَاظِرَةٌ

 Kıyâme / 23 -

 Diyanet Vakfi = Rablerine bakacaklardır (O'nu göreceklerdir).


وَوُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ بَاسِرَةٌ

 Kıyâme / 24 -

 Diyanet Vakfi = Yüzler de vardır ki, o gün buruşacaktır;


تَظُنُّ أَن يُفْعَلَ بِهَا فَاقِرَةٌ

 Kıyâme / 25 -

 Diyanet Vakfi = Kendilerinin, bel kemiklerini kıran bir felâkete uğratılacağını sezeceklerdir.


كَلَّا إِذَا بَلَغَتْ التَّرَاقِيَ

 Kıyâme / 26 -

 Diyanet Vakfi = Artık gözünüzü açın! Ne zaman ki can köprücük kemiğine dayanır,


وَقِيلَ مَنْ رَاقٍ

 Kıyâme / 27 -

 Diyanet Vakfi = «Tedavi edebilecek kimdir?» denir.


وَظَنَّ أَنَّهُ الْفِرَاقُ

 Kıyâme / 28 -

 Diyanet Vakfi = (Can çekişen) bunun gerçek bir ayrılış olduğunu anlar.


وَالْتَفَّتِ السَّاقُ بِالسَّاقِ

 Kıyâme / 29 -

 Diyanet Vakfi = Ve bacak bacağa dolaşır.


إِلَى رَبِّكَ يَوْمَئِذٍ الْمَسَاقُ

 Kıyâme / 30 -

 Diyanet Vakfi = İşte o gün sevkedilecek yer, sadece Rabbinin huzurudur.


فَلَا صَدَّقَ وَلَا صَلَّى

 Kıyâme / 31 -

 Diyanet Vakfi = İşte o, (Peygamber'in getirdiğini) doğru kabul etmemiş, namaz da kılmamıştı.


وَلَكِن كَذَّبَ وَتَوَلَّى

 Kıyâme / 32 -

 Diyanet Vakfi = Aksine yalan saymış ve yüz çevirmişti.


ثُمَّ ذَهَبَ إِلَى أَهْلِهِ يَتَمَطَّى

 Kıyâme / 33 -

 Diyanet Vakfi = Sonra da çalım sata sata yürüyerek kendi ehline (taraftarlarına) gitmişti.


أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

 Kıyâme / 34 -

 Diyanet Vakfi = Lâyıktır (o azap) sana, lâyık!


ثُمَّ أَوْلَى لَكَ فَأَوْلَى

 Kıyâme / 35 -

 Diyanet Vakfi = Evet, lâyıktır sana (o azap) lâyık!


أَيَحْسَبُ الْإِنسَانُ أَن يُتْرَكَ سُدًى

 Kıyâme / 36 -

 Diyanet Vakfi = İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır!


أَلَمْ يَكُ نُطْفَةً مِّن مَّنِيٍّ يُمْنَى

 Kıyâme / 37 -

 Diyanet Vakfi = O, (döl yatağına) akıtılan meninin içinden bir nutfe (sperm) değil miydi?


ثُمَّ كَانَ عَلَقَةً فَخَلَقَ فَسَوَّى

 Kıyâme / 38 -

 Diyanet Vakfi = Sonra bu, alaka (aşılanmış yumurta) olmuş, derken Allah onu (insan biçiminde) yaratıp şekillendirmişti.


فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

 Kıyâme / 39 -

 Diyanet Vakfi = Ondan da iki eşi, yani erkek ve dişiyi var etmişti.


أَلَيْسَ ذَلِكَ بِقَادِرٍ عَلَى أَن يُحْيِيَ الْمَوْتَى

 Kıyâme / 40 -

 Diyanet Vakfi = Peki (bunları yapan) Allah'ın, ölüleri tekrar diriltmeye gücü yetmez mi?