Sûre Açıklaması
Me'aric Suresi (Arapça: سورة المعارج) Kur'an'ın 70. suresidir. Mekke'de indirildiğine inanılan sure 44 ayetten oluşur. Sure ismini 3. ayette geçen ve merdivenler, çıkılan yerler, yükselme dereceleri anlamına gelen mearic kelimesinden alır. Me'aric suresi'nde Kur’ana inanmayanlara yönelik ikazlardan, Allah’ın büyüklüğünden, kıyamet gününde inkar edenlerin durumundan, cennete gireceklerin özelliklerinden bahsedilir. Tarihsel önce: Hakka Suresi Sure metni: Me'aric Suresi Tarihsel sonra: Nebe' Suresi

Mekki
merdivenler, çıkılan yerler, yükselme dereceleri
70
44
217
947
Sesli Süre Dinleme
Me’âric

سَأَلَ سَائِلٌ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ

 Me’âric / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


لِّلْكَافِرينَ لَيْسَ لَهُ دَافِعٌ

 Me’âric / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


مِّنَ اللَّهِ ذِي الْمَعَارِجِ

 Me’âric / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!


تَعْرُجُ الْمَلَائِكَةُ وَالرُّوحُ إِلَيْهِ فِي يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ

 Me’âric / 4 -

 Diyanet Vakfi = Melekler ve Rûh (Cebrail), oraya, miktarı (dünya senesi ile) ellibin yıl olan bir günde yükselip çıkar.


فَاصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا

 Me’âric / 5 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Şimdi sen güzelce sabret.


إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُ بَعِيدًا

 Me’âric / 6 -

 Diyanet Vakfi = Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.


وَنَرَاهُ قَرِيبًا

 Me’âric / 7 -

 Diyanet Vakfi = Biz ise onu yakın görmekteyiz.


يَوْمَ تَكُونُ السَّمَاء كَالْمُهْلِ

 Me’âric / 8 -

 Diyanet Vakfi = O gün gökyüzü, erimiş maden gibi olur.


وَتَكُونُ الْجِبَالُ كَالْعِهْنِ

 Me’âric / 9 -

 Diyanet Vakfi = Dağlar da atılmış yüne döner.


وَلَا يَسْأَلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا

 Me’âric / 10 -

 Diyanet Vakfi = Dost, dostu sormaz.


يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ

 Me’âric / 11 -

 Diyanet Vakfi = (11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.


وَصَاحِبَتِهِ وَأَخِيهِ

 Me’âric / 12 -

 Diyanet Vakfi = (11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.


وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُؤْويهِ

 Me’âric / 13 -

 Diyanet Vakfi = (11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.


وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ

 Me’âric / 14 -

 Diyanet Vakfi = (11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.


كَلَّا إِنَّهَا لَظَى

 Me’âric / 15 -

 Diyanet Vakfi = Fakat ne mümkün! Bilinmeli ki, o (cehennem) alevlenen bir ateştir.


نَزَّاعَةً لِّلشَّوَى

 Me’âric / 16 -

 Diyanet Vakfi = Derileri kavurup soyar.


تَدْعُو مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّى

 Me’âric / 17 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Yüz çevirip geri dönen, (servet) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağırır.


وَجَمَعَ فَأَوْعَى

 Me’âric / 18 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Yüz çevirip geri dönen, (servet) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağırır.


إِنَّ الْإِنسَانَ خُلِقَ هَلُوعًا

 Me’âric / 19 -

 Diyanet Vakfi = Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır.


إِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ جَزُوعًا

 Me’âric / 20 -

 Diyanet Vakfi = Kendisine fenalık dokunduğunda sızlanır, feryat eder.


وَإِذَا مَسَّهُ الْخَيْرُ مَنُوعًا

 Me’âric / 21 -

 Diyanet Vakfi = Ona imkân verildiğinde ise pinti kesilir.


إِلَّا الْمُصَلِّينَ

 Me’âric / 22 -

 Diyanet Vakfi = (22-23) Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar, ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;)


الَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ دَائِمُونَ

 Me’âric / 23 -

 Diyanet Vakfi = (22-23) Ancak şunlar öyle değildir: Namaz kılanlar, ki onlar namazlarında devamlıdırlar (ihmal göstermezler;)


وَالَّذِينَ فِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ

 Me’âric / 24 -

 Diyanet Vakfi = (24-25) Mallarında, isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalmışa belli bir hak tanıyanlar;


لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

 Me’âric / 25 -

 Diyanet Vakfi = (24-25) Mallarında, isteyene ve (isteyemediği için) mahrum kalmışa belli bir hak tanıyanlar;


وَالَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ

 Me’âric / 26 -

 Diyanet Vakfi = Ceza (ve hesap) gününün doğruluğuna inananlar;


وَالَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ

 Me’âric / 27 -

 Diyanet Vakfi = (27-28) Rablerinin azabından korkanlar, ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;


إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ

 Me’âric / 28 -

 Diyanet Vakfi = (27-28) Rablerinin azabından korkanlar, ki Rablerinin azabı(na karşı) emin olunamaz;


وَالَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَافِظُونَ

 Me’âric / 29 -

 Diyanet Vakfi = (29-31) Irzlarını koruyanlar -ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir-;


إِلَّا عَلَى أَزْوَاجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَانُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ

 Me’âric / 30 -

 Diyanet Vakfi = (29-31) Irzlarını koruyanlar -ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir-;


فَمَنِ ابْتَغَى وَرَاء ذَلِكَ فَأُوْلَئِكَ هُمُ الْعَادُونَ

 Me’âric / 31 -

 Diyanet Vakfi = (29-31) Irzlarını koruyanlar -ancak eşlerine ve cariyelerine karşı müstesna; çünkü onlar kınanmaz; bundan öteye (geçmek) isteyenler ise, onlar taşkınların ta kendileridir-;


وَالَّذِينَ هُمْ لِأَمَانَاتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَاعُونَ

 Me’âric / 32 -

 Diyanet Vakfi = Emanetlerine ve ahitlerine riayet edenler;


وَالَّذِينَ هُم بِشَهَادَاتِهِمْ قَائِمُونَ

 Me’âric / 33 -

 Diyanet Vakfi = Şahitliklerini (dosdoğru) yapanlar;


وَالَّذِينَ هُمْ عَلَى صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ

 Me’âric / 34 -

 Diyanet Vakfi = Namazlarını koruyanlar;


أُوْلَئِكَ فِي جَنَّاتٍ مُّكْرَمُونَ

 Me’âric / 35 -

 Diyanet Vakfi = İşte bunlar, cennetlerde ağırlanırlar.


فَمَالِ الَّذِينَ كَفَرُوا قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ

 Me’âric / 36 -

 Diyanet Vakfi = (36-37) (Resûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, bölük bölük sağından ve solundan sana doğru koşuyorlar.


عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ عِزِينَ

 Me’âric / 37 -

 Diyanet Vakfi = (36-37) (Resûlüm!) O kâfirlere ne oluyor ki, bölük bölük sağından ve solundan sana doğru koşuyorlar.


أَيَطْمَعُ كُلُّ امْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ

 Me’âric / 38 -

 Diyanet Vakfi = Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor?


كَلَّا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ

 Me’âric / 39 -

 Diyanet Vakfi = Hayır (hiç ummasınlar!) Şüphesiz biz onları, kendilerinin de bildikleri şeyden yarattık (fakat ibret almadılar, imana gelmediler).


فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ

 Me’âric / 40 -

 Diyanet Vakfi = (40-41) Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.


عَلَى أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ

 Me’âric / 41 -

 Diyanet Vakfi = (40-41) Şu halde (işin gerçeği) öyle (umdukları gibi) değil! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve kimse bizim önümüze geçemez.


فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

 Me’âric / 42 -

 Diyanet Vakfi = Ama sen onları (şimdilik) bırak da, tehdit edildikleri günlerine kavuşuncaya dek dalsınlar, oynayadursunlar.


يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَى نُصُبٍ يُوفِضُونَ

 Me’âric / 43 -

 Diyanet Vakfi = (43-44) O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!


خَاشِعَةً أَبْصَارُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَلِكَ الْيَوْمُ الَّذِي كَانُوا يُوعَدُونَ

 Me’âric / 44 -

 Diyanet Vakfi = (43-44) O gün onlar, sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi, gözleri horluktan aşağı düşmüş ve kendileri zillete bürünmüş bir halde kabirlerinden fırlaya fırlaya çıkarlar. İşte bu, onların tehdit edilegeldikleri gündür!