Sûre Açıklaması
Necm Suresi (Arapça: سورة النجم) Kur'an'ın 53. suresidir. 32. ayeti Medine’de diğer ayetleri Mekke'de indirildiğine inanılmaktadır. Sure 62 ayetten oluşur. Sure adını ilk ayetinde geçen ve yıldız anlamına gelen necm kelimesinden alır. Necm Suresinde Cebrail’in Muhammed'e ayetleri vahiy yoluyla bildirdiğinden Allah’ın affının bol olduğundan, herkesin kendi yaptığından sorumlu tutulacağından, Allah’ın kudretinden, Ad, Semud ve Nuh Peygamber’in kavminin başına gelenlerden Allah’a kulluk edilmesinin gereğinden bahsedilir. Surenin 13-18. ayetleri miraç ile ilgilidir.

Mekki
yıldız
53
62
359
1405
Sesli Süre Dinleme
Necm

وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَى

 Necm / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَى

 Necm / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَى

 Necm / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-3) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız (Muhammed) sapmadı ve bâtıla inanmadı; o, arzusuna göre de konuşmaz.


إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَى

 Necm / 4 -

 Diyanet Vakfi = O (bildirdikleri) vahyedilenden başkası değildir.


عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَى

 Necm / 5 -

 Diyanet Vakfi = (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَى

 Necm / 6 -

 Diyanet Vakfi = (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَى

 Necm / 7 -

 Diyanet Vakfi = (5-7) Çünkü onu güçlü kuvvetli ve üstün yaratılışlı biri (Cebrail) öğretti. Sonra en yüksek ufukta iken asıl şekliyle doğruldu.


ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّى

 Necm / 8 -

 Diyanet Vakfi = (8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.


فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَى

 Necm / 9 -

 Diyanet Vakfi = (8-9) Sonra (Muhammed'e) yaklaştı, derken daha da yaklaştı. O kadar ki (birleştirilmiş) iki yay arası kadar, hatta daha da yakın oldu.


فَأَوْحَى إِلَى عَبْدِهِ مَا أَوْحَى

 Necm / 10 -

 Diyanet Vakfi = (10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.


مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

 Necm / 11 -

 Diyanet Vakfi = (10-11) Bunun üzerine Allah, kuluna vahyini bildirdi. (Gözleriyle) gördüğünü kalbi yalanlamadı.


أَفَتُمَارُونَهُ عَلَى مَا يَرَى

 Necm / 12 -

 Diyanet Vakfi = Onun gördükleri hakkında şimdi kendisi ile tartışacak mısınız?


وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى

 Necm / 13 -

 Diyanet Vakfi = (13-14) Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.


عِندَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهَى

 Necm / 14 -

 Diyanet Vakfi = (13-14) Andolsun onu, Sidretü'l-Müntehâ'nın yanında önceden bir defa daha görmüştü.


عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَى

 Necm / 15 -

 Diyanet Vakfi = Cennetü'l-Me'vâ da onun yanındadır.


إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَى

 Necm / 16 -

 Diyanet Vakfi = Sidre'yi kaplayan kaplamıştı.


مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَى

 Necm / 17 -

 Diyanet Vakfi = Gözü kaymadı ve sınırı aşmadı.


لَقَدْ رَأَى مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَى

 Necm / 18 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun o, Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.


أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّى

 Necm / 19 -

 Diyanet Vakfi = Gördünüz mü o Lât ve Uzzâ'yı?


وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَى

 Necm / 20 -

 Diyanet Vakfi = Ve üçüncüleri olan ötekini, Menât'ı.


أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَى

 Necm / 21 -

 Diyanet Vakfi = Demek erkek size, dişi O'na öyle mi?


تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَى

 Necm / 22 -

 Diyanet Vakfi = O zaman bu, insafsızca bir taksim!


إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاء سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ وَلَقَدْ جَاءهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَى

 Necm / 23 -

 Diyanet Vakfi = Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerinin arzusuna uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.


أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّى

 Necm / 24 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa insan, her arzu ettiği şeye sahip mi olacaktır?


فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَى

 Necm / 25 -

 Diyanet Vakfi = Ahiret de dünya da Allah'ındır.


وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا إِلَّا مِن بَعْدِ أَن يَأْذَنَ اللَّهُ لِمَن يَشَاء وَيَرْضَى

 Necm / 26 -

 Diyanet Vakfi = Göklerde nice melek var ki onların şefaatleri, dilediği ve hoşnut olduğu kimse için Allah'ın izin vermesi dışında, bir işe yaramaz.


إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَى

 Necm / 27 -

 Diyanet Vakfi = Ahirete inanmayanlar, meleklere dişilerin adlarını takıyorlar.


وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا

 Necm / 28 -

 Diyanet Vakfi = Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.


فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّى عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا

 Necm / 29 -

 Diyanet Vakfi = Onun için sen bizi anmaktan yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselere yüz verme.


ذَلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَى

 Necm / 30 -

 Diyanet Vakfi = İşte onların erişebilecekleri bilgi budur. Şüphesiz ki senin Rabbin, evet O, yolundan sapanı daha iyi bilir; O, hidayette olanı da çok iyi bilir.


وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاؤُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى

 Necm / 31 -

 Diyanet Vakfi = Göklerde ve yerde bulunanlar hep Allah'ındır. Bu, Allah'ın, kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, güzel davrananları da daha güzeliyle mükâfatlandırması içindir.


الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَى

 Necm / 32 -

 Diyanet Vakfi = Ufak tefek kusurları dışında, büyük günahlardan ve edepsizliklerden kaçınanlara gelince, bil ki Rabbin, affı bol olandır. O, sizi daha topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında bulunduğunuz sırada (bile), sizi en iyi bilendir. Bunun için kendinizi temize çıkarmayın. Çünkü O, kötülükten sakınanı daha iyi bilir.


أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّى

 Necm / 33 -

 Diyanet Vakfi = Gördün mü arkasını döneni?


وَأَعْطَى قَلِيلًا وَأَكْدَى

 Necm / 34 -

 Diyanet Vakfi = Azıcık verip sonra vermemekte direneni?


أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَى

 Necm / 35 -

 Diyanet Vakfi = Acaba gaybın bilgisi kendi yanındadır da o görüyor mu?


أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَى

 Necm / 36 -

 Diyanet Vakfi = (36-37) Yoksa, Musa'nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi?


وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّى

 Necm / 37 -

 Diyanet Vakfi = (36-37) Yoksa, Musa'nın ve ahdine vefa gösteren İbrahim'in sahifelerinde yazılı olanlar kendisine haber verilmedi mi?


أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى

 Necm / 38 -

 Diyanet Vakfi = Gerçekten hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenemez.


وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَى

 Necm / 39 -

 Diyanet Vakfi = Bilsin ki insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.


وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَى

 Necm / 40 -

 Diyanet Vakfi = Ve çalışması da ileride görülecektir.


ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاء الْأَوْفَى

 Necm / 41 -

 Diyanet Vakfi = Sonra ona karşılığı tastamam verilecektir.


وَأَنَّ إِلَى رَبِّكَ الْمُنتَهَى

 Necm / 42 -

 Diyanet Vakfi = Ve şüphesiz en son varış Rabbinedir.


وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَى

 Necm / 43 -

 Diyanet Vakfi = Doğrusu güldüren de ağlatan da O'dur.


وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا

 Necm / 44 -

 Diyanet Vakfi = Öldüren de dirilten de O'dur.


وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَى

 Necm / 45 -

 Diyanet Vakfi = (45-46) Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.


مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَى

 Necm / 46 -

 Diyanet Vakfi = (45-46) Şurası muhakkak ki (rahime) atıldığında nutfeden, erkek ve dişiden ibaret olan iki çifti O yarattı.


وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَى

 Necm / 47 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz tekrar diriltmek de O'na aittir.


وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَى وَأَقْنَى

 Necm / 48 -

 Diyanet Vakfi = Zengin eden de yoksul kılan da O'dur.


وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَى

 Necm / 49 -

 Diyanet Vakfi = Doğrusu Şi'râ yıldızının Rabbi de O'dur.


وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَى

 Necm / 50 -

 Diyanet Vakfi = Ve şüphesiz ki önceki Âd kavmini O helâk etti.


وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَى

 Necm / 51 -

 Diyanet Vakfi = Semûd'u da (O helâk etti) ve geriye hiçbir şey bırakmadı.


وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَى

 Necm / 52 -

 Diyanet Vakfi = Daha önce de çok zalim ve pek azgın olan Nuh kavmini (helâk etmişti).


وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَى

 Necm / 53 -

 Diyanet Vakfi = Altüst olan şehirleri de o böyle yaptı.


فَغَشَّاهَا مَا غَشَّى

 Necm / 54 -

 Diyanet Vakfi = Onların başına getireceğini getirdi!


فَبِأَيِّ آلَاء رَبِّكَ تَتَمَارَى

 Necm / 55 -

 Diyanet Vakfi = Şimdi Rabbinin nimetlerinin hangisinde şüpheye düşersin.


هَذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَى

 Necm / 56 -

 Diyanet Vakfi = İşte bu ilk uyarıcılardan bir uyarıcıdır.


أَزِفَتْ الْآزِفَةُ

 Necm / 57 -

 Diyanet Vakfi = Yaklaşan yaklaştı.


لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ

 Necm / 58 -

 Diyanet Vakfi = Onu (vaktini) Allah'tan başka açığa çıkaracak yoktur.


أَفَمِنْ هَذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ

 Necm / 59 -

 Diyanet Vakfi = Şimdi siz bu söze (Kur'an'a) mı şaşıyorsunuz?


وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ

 Necm / 60 -

 Diyanet Vakfi = Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz!


وَأَنتُمْ سَامِدُونَ

 Necm / 61 -

 Diyanet Vakfi = Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız!


فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا*

 Necm / 62 -

 Diyanet Vakfi = Haydi Allah'a secde edip O'na kulluk edin!