Sûre Açıklaması
Saffat Suresi, Mekke döneminde indirildiğine inanılan 182 Ayetten oluşur. Sure, adını ilk ayette geçen “es-Saffat” kelimesinden almıştır. Saffat, sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar demektir.

Mekki
sıra sıra dizilenler, saf saf duranlar
37
182
865
3790
Sesli Süre Dinleme
Sâffât

وَالصَّافَّاتِ صَفًّا

 Sâffât / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.


فَالزَّاجِرَاتِ زَجْرًا

 Sâffât / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.


فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًا

 Sâffât / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.


إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ

 Sâffât / 4 -

 Diyanet Vakfi = (1-4) Saf saf dizilmişlere, toplayıp sürenlere, zikir okuyanlara yemin ederim ki, ilâhınız birdir.


رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ الْمَشَارِقِ

 Sâffât / 5 -

 Diyanet Vakfi = O, hem göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, hem de doğuların Rabbidir.


إِنَّا زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِزِينَةٍ الْكَوَاكِبِ

 Sâffât / 6 -

 Diyanet Vakfi = Biz yakın göğü, bir süsle, yıldızlarla süsledik.


وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَانٍ مَّارِدٍ

 Sâffât / 7 -

 Diyanet Vakfi = Ve (gökyüzünü) itaat dışına çıkan her şeytandan koruduk.


لَا يَسَّمَّعُونَ إِلَى الْمَلَإِ الْأَعْلَى وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ

 Sâffât / 8 -

 Diyanet Vakfi = Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.


دُحُورًا وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ

 Sâffât / 9 -

 Diyanet Vakfi = Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır.


إِلَّا مَنْ خَطِفَ الْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ ثَاقِبٌ

 Sâffât / 10 -

 Diyanet Vakfi = Ancak (meleklerin konuşmalarından) bir söz kapan olursa, onu da delip geçen bir parlak ışık takip eder.


فَاسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَا إِنَّا خَلَقْنَاهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍ

 Sâffât / 11 -

 Diyanet Vakfi = Şimdi sor onlara! Yaratma bakımından onlar mı daha zor, yoksa bizim yarattığımız (insanlar) mı? Şüphesiz biz kendilerini yapışkan bir çamurdan yarattık.


بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ

 Sâffât / 12 -

 Diyanet Vakfi = Hayır, sen şaşıyorsun. Halbuki onlar alay ediyorlar.


وَإِذَا ذُكِّرُوا لَا يَذْكُرُونَ

 Sâffât / 13 -

 Diyanet Vakfi = Kendilerine öğüt verildiği vakit öğüt almazlar.


وَإِذَا رَأَوْا آيَةً يَسْتَسْخِرُونَ

 Sâffât / 14 -

 Diyanet Vakfi = Bir mucize görseler alay ederler.


وَقَالُوا إِنْ هَذَا إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ

 Sâffât / 15 -

 Diyanet Vakfi = Bu ancak açık bir büyüdür, derler.


أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَبْعُوثُونَ

 Sâffât / 16 -

 Diyanet Vakfi = «Gerçekten biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı, diriltileceğiz?»


أَوَآبَاؤُنَا الْأَوَّلُونَ

 Sâffât / 17 -

 Diyanet Vakfi = «İlk atalarımızda mı (diriltilecek)?»


قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَاخِرُونَ

 Sâffât / 18 -

 Diyanet Vakfi = De ki: Evet, hem de hor ve hakir olarak (diriltileceksiniz).


فَإِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ

 Sâffât / 19 -

 Diyanet Vakfi = O (diriltme) korkunç bir sesten ibaret olacak, o anda hemen onların gözleri açılıp etrafa bakacaklar.


وَقَالُوا يَا وَيْلَنَا هَذَا يَوْمُ الدِّينِ

 Sâffât / 20 -

 Diyanet Vakfi = (Durumu gören kâfirler:) Eyvah bize! Bu ceza günüdür, derler.


هَذَا يَوْمُ الْفَصْلِ الَّذِي كُنتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ

 Sâffât / 21 -

 Diyanet Vakfi = İşte bu, yalanlamış olduğunuz hüküm günüdür.


احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَمُوا وَأَزْوَاجَهُمْ وَمَا كَانُوا يَعْبُدُونَ

 Sâffât / 22 -

 Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!


مِن دُونِ اللَّهِ فَاهْدُوهُمْ إِلَى صِرَاطِ الْجَحِيمِ

 Sâffât / 23 -

 Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!


وَقِفُوهُمْ إِنَّهُم مَّسْئُولُونَ

 Sâffât / 24 -

 Diyanet Vakfi = (22-24) (Allah, meleklerine emreder:) Zalimleri, onların aynı yoldaki arkadaşlarını ve Allah'tan başka tapmış oldukları putlarını toplayın. Onlara cehennemin yolunu gösterin. Onları tutuklayın, çünkü onlar sorguya çekilecekler!


مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ

 Sâffât / 25 -

 Diyanet Vakfi = Size ne oldu ki birbirinize yardım etmiyorsunuz?


بَلْ هُمُ الْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ

 Sâffât / 26 -

 Diyanet Vakfi = Evet, onlar o gün zilletle boyun eğeceklerdir.


وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

 Sâffât / 27 -

 Diyanet Vakfi = (İşte bu duruma düştükleri vakit) onlardan bir kısmı, diğerlerine yönelir, birbirlerini sorumlu tutmaya çalışırlar.


قَالُوا إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ الْيَمِينِ

 Sâffât / 28 -

 Diyanet Vakfi = (Uyanlar, uydukları adamlara:) Siz bize sağdan gelirdiniz (sûreti haktan görünürdünüz) derler.


قَالُوا بَل لَّمْ تَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

 Sâffât / 29 -

 Diyanet Vakfi = (29-30) (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»


وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَاغِينَ

 Sâffât / 30 -

 Diyanet Vakfi = (29-30) (Ötekiler de:) «Bilâkis, derler, siz inanan kimseler değildiniz. Bizim sizi zorlayacak bir gücümüz yok. Fakat siz kendiniz azgın bir toplum idiniz.»


فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَا إِنَّا لَذَائِقُونَ

 Sâffât / 31 -

 Diyanet Vakfi = «Onun için Rabbimizin hükmü bize hak oldu. Biz (hak ettiğimiz cezayı) mutlaka tadacağız.»


فَأَغْوَيْنَاكُمْ إِنَّا كُنَّا غَاوِينَ

 Sâffât / 32 -

 Diyanet Vakfi = «Biz sizi azdırdık. Çünkü kendimiz de azmıştık.»


فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ

 Sâffât / 33 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz o gün onlar azapta ortaktırlar.


إِنَّا كَذَلِكَ نَفْعَلُ بِالْمُجْرِمِينَ

 Sâffât / 34 -

 Diyanet Vakfi = İşte biz, suçlulara böyle yaparız.


إِنَّهُمْ كَانُوا إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ

 Sâffât / 35 -

 Diyanet Vakfi = Çünkü onlara: Allah'tan başka tanrı yoktur, denildiği zaman kibirle direnirlerdi.


وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوا آلِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍ

 Sâffât / 36 -

 Diyanet Vakfi = «Mecnun bir şair için biz tanrılarımızı bırakacak mıyız?» derlerdi.


بَلْ جَاء بِالْحَقِّ وَصَدَّقَ الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 37 -

 Diyanet Vakfi = Hayır! O, gerçeği getirdi ve peygamberleri de doğruladı.


إِنَّكُمْ لَذَائِقُو الْعَذَابِ الْأَلِيمِ

 Sâffât / 38 -

 Diyanet Vakfi = Kuşkusuz siz acı azabı tadacaksınız.


وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

 Sâffât / 39 -

 Diyanet Vakfi = Çekeceğiniz ceza yapmakta olduğunuzdan başka bir şeyin cezası değildir.


إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

 Sâffât / 40 -

 Diyanet Vakfi = (Bu azaptan) Ancak Allah'ın hâlis kulları istisnâ edilecek.


أُوْلَئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ

 Sâffât / 41 -

 Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.


فَوَاكِهُ وَهُم مُّكْرَمُونَ

 Sâffât / 42 -

 Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.


فِي جَنَّاتِ النَّعِيمِ

 Sâffât / 43 -

 Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.


عَلَى سُرُرٍ مُّتَقَابِلِينَ

 Sâffât / 44 -

 Diyanet Vakfi = (41-44) Bunlar için bilinen bir rızık, türlü meyveler vardır. Naîm cennetlerinde karşılıklı koltuklar üzerine kurulmuş oldukları halde kendilerine ikram edilir.


يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِن مَّعِينٍ

 Sâffât / 45 -

 Diyanet Vakfi = Onlara pınardan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır.


بَيْضَاء لَذَّةٍ لِّلشَّارِبِينَ

 Sâffât / 46 -

 Diyanet Vakfi = Berraktır, içenlere lezzet verir.


لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ

 Sâffât / 47 -

 Diyanet Vakfi = O içkide ne sersemletme vardır ne de onunla sarhoş olurlar.


وَعِنْدَهُمْ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ عِينٌ

 Sâffât / 48 -

 Diyanet Vakfi = Yanlarında güzel bakışlarını yalnız onlara tahsis etmiş, iri gözlü eşler vardır.


كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ

 Sâffât / 49 -

 Diyanet Vakfi = Onlar, gün yüzü görmemiş yumurta gibi bembeyazdır.


فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

 Sâffât / 50 -

 Diyanet Vakfi = İşte o zaman, birbirlerine dönerek (dünyadaki hallerini) soracaklar.


قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّي كَانَ لِي قَرِينٌ

 Sâffât / 51 -

 Diyanet Vakfi = İçlerinden biri: «Benim, bir arkadaşım vardı» der.


يَقُولُ أَئِنَّكَ لَمِنْ الْمُصَدِّقِينَ

 Sâffât / 52 -

 Diyanet Vakfi = (52-53) Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?


أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَامًا أَئِنَّا لَمَدِينُونَ

 Sâffât / 53 -

 Diyanet Vakfi = (52-53) Derdi ki: Sen de (dirilmeye) inananlardan mısın? Biz ölüp kemik, sonra da toprak haline geldiğimiz zaman (diriltilip) cezalanacak mıyız?


قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ

 Sâffât / 54 -

 Diyanet Vakfi = (54-55) (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.


فَاطَّلَعَ فَرَآهُ فِي سَوَاء الْجَحِيمِ

 Sâffât / 55 -

 Diyanet Vakfi = (54-55) (O zât, dünyâda geçmiş olan hâdiseyi bu şekilde anlattıktan sonra Allah Teâlâ orada bulunanlara:) Siz işin gerçeğine vâkıf mısınız? dedi. İşte o zaman konuşan baktı, arkadaşını cehennemin ortasında gördü.


قَالَ تَاللَّهِ إِنْ كِدتَّ لَتُرْدِينِ

 Sâffât / 56 -

 Diyanet Vakfi = (56-57) «Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.


وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّي لَكُنتُ مِنَ الْمُحْضَرِينَ

 Sâffât / 57 -

 Diyanet Vakfi = (56-57) «Yemin ederim ki, sen az daha beni de helâk edecektin. Rabbimin nimeti olmasaydı, şimdi ben de (cehenneme) getirilenlerden olurdum» dedi.


أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ

 Sâffât / 58 -

 Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.


إِلَّا مَوْتَتَنَا الْأُولَى وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ

 Sâffât / 59 -

 Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.


إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

 Sâffât / 60 -

 Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.


لِمِثْلِ هَذَا فَلْيَعْمَلْ الْعَامِلُونَ

 Sâffât / 61 -

 Diyanet Vakfi = (58-61) Birinci ölümümüz hariç, bir daha biz ölmeyecek ve bir daha azap görmeyecek değil miyiz? Şüphesiz bu, büyük kurtuluştur. Çalışanlar, böylesi bir kurtuluş için çalışsın.


أَذَلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ الزَّقُّومِ

 Sâffât / 62 -

 Diyanet Vakfi = (62-63) Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.


إِنَّا جَعَلْنَاهَا فِتْنَةً لِّلظَّالِمِينَ

 Sâffât / 63 -

 Diyanet Vakfi = (62-63) Şimdi, ziyafet olarak, cennet ehli için anılan bu nimetler mi daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu (zakkumu) zalimler için bir fitne (imtihan) kıldık.


إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِي أَصْلِ الْجَحِيمِ

 Sâffât / 64 -

 Diyanet Vakfi = Zira o, cehennemin dibinde bitip yetişen bir ağaçtır.


طَلْعُهَا كَأَنَّهُ رُؤُوسُ الشَّيَاطِينِ

 Sâffât / 65 -

 Diyanet Vakfi = Tomurcukları sanki şeytanların başları gibidir.


فَإِنَّهُمْ لَآكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِؤُونَ مِنْهَا الْبُطُونَ

 Sâffât / 66 -

 Diyanet Vakfi = (Cehennemdekiler) ondan yerler ve karınlarını ondan doldururlar.


ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ

 Sâffât / 67 -

 Diyanet Vakfi = Sonra zakkum yemeğinin üzerine onlar için, kaynar su karıştırılmış bir içki vardır.


ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى الْجَحِيمِ

 Sâffât / 68 -

 Diyanet Vakfi = Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır.


إِنَّهُمْ أَلْفَوْا آبَاءهُمْ ضَالِّينَ

 Sâffât / 69 -

 Diyanet Vakfi = (69-70) Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler.


فَهُمْ عَلَى آثَارِهِمْ يُهْرَعُونَ

 Sâffât / 70 -

 Diyanet Vakfi = (69-70) Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler.


وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ الْأَوَّلِينَ

 Sâffât / 71 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun ki, onlardan önce eski milletlerin çoğu dalâlete düştü.


وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ

 Sâffât / 72 -

 Diyanet Vakfi = Kuşkusuz, biz onlara uyarıcılar göndermiştik.


فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُنذَرِينَ

 Sâffât / 73 -

 Diyanet Vakfi = Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak!


إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

 Sâffât / 74 -

 Diyanet Vakfi = Allah'ın ihlâslı kulları müstesna.


وَلَقَدْ نَادَانَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ الْمُجِيبُونَ

 Sâffât / 75 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun, Nûh bize yalvarıp yakardı. Biz de duayı ne güzel kabul ederiz![468]


وَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

 Sâffât / 76 -

 Diyanet Vakfi = Kendisini ve ailesini büyük felâketten kurtardık.


وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُ هُمْ الْبَاقِينَ

 Sâffât / 77 -

 Diyanet Vakfi = Biz yalnız Nuh'un soyunu kalıcı kıldık.


وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

 Sâffât / 78 -

 Diyanet Vakfi = Sonradan gelenler içinde ona iyi bir nam bıraktık


سَلَامٌ عَلَى نُوحٍ فِي الْعَالَمِينَ

 Sâffât / 79 -

 Diyanet Vakfi = Bütün âlemlerde Nuh'a selam olsun!


إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

 Sâffât / 80 -

 Diyanet Vakfi = İşte biz iyileri böyle mükâfatlandırırız.


إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

 Sâffât / 81 -

 Diyanet Vakfi = Zira o, bizim inanmış kullarımızdan idi.


ثُمَّ أَغْرَقْنَا الْآخَرِينَ

 Sâffât / 82 -

 Diyanet Vakfi = Nihayet ötekileri (inanmayanları) suda boğduk.


وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِ لَإِبْرَاهِيمَ

 Sâffât / 83 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz İbrahim de onun (Nuh'un) milletinden idi.


إِذْ جَاء رَبَّهُ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ

 Sâffât / 84 -

 Diyanet Vakfi = Çünkü Rabbine kalb-i selîm ile geldi.


إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَاذَا تَعْبُدُونَ

 Sâffât / 85 -

 Diyanet Vakfi = Hani o, babasına ve kavmine: Siz kime kulluk ediyorsunuz? demişti.


أَئِفْكًا آلِهَةً دُونَ اللَّهِ تُرِيدُونَ

 Sâffât / 86 -

 Diyanet Vakfi = Allah'tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?


فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ الْعَالَمِينَ

 Sâffât / 87 -

 Diyanet Vakfi = O halde âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?


فَنَظَرَ نَظْرَةً فِي النُّجُومِ

 Sâffât / 88 -

 Diyanet Vakfi = Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı.


فَقَالَ إِنِّي سَقِيمٌ

 Sâffât / 89 -

 Diyanet Vakfi = Ben hastayım, dedi.


فَتَوَلَّوْا عَنْهُ مُدْبِرِينَ

 Sâffât / 90 -

 Diyanet Vakfi = Ona arkalarını dönüp gittiler.


فَرَاغَ إِلَى آلِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

 Sâffât / 91 -

 Diyanet Vakfi = (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.


مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ

 Sâffât / 92 -

 Diyanet Vakfi = (91-92) Yavaşça putlarının yanına vardı. (Oraya konmuş yemekleri görünce:) Yemiyor musunuz? Neden konuşmuyorsunuz? dedi.


فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًا بِالْيَمِينِ

 Sâffât / 93 -

 Diyanet Vakfi = Bunun üzerine, yanlarına gelip sağ eliyle vurdu (kırıp geçirdi.)


فَأَقْبَلُوا إِلَيْهِ يَزِفُّونَ

 Sâffât / 94 -

 Diyanet Vakfi = (Putperestler) koşarak İbrahim'e geldiler.


قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ

 Sâffât / 95 -

 Diyanet Vakfi = İbrahim, onlara; -Yonttuğunuz şeylere mi kulluk ediyorsunuz? dedi.


وَاللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ

 Sâffât / 96 -

 Diyanet Vakfi = (95-96) İbrahim: Yonttuğunuz şeylere mi ibadet edersiniz! Oysa ki sizi ve yapmakta olduklarınızı Allah yarattı, dedi.


قَالُوا ابْنُوا لَهُ بُنْيَانًا فَأَلْقُوهُ فِي الْجَحِيمِ

 Sâffât / 97 -

 Diyanet Vakfi = Onun için bir bina yapın ve derhal onu ateşe atın! dediler.


فَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَسْفَلِينَ

 Sâffât / 98 -

 Diyanet Vakfi = Böylece ona bir tuzak kurmayı istediler. Fakat biz onları alçaklardan kıldık.


وَقَالَ إِنِّي ذَاهِبٌ إِلَى رَبِّي سَيَهْدِينِ

 Sâffât / 99 -

 Diyanet Vakfi = (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.


رَبِّ هَبْ لِي مِنَ الصَّالِحِينَ

 Sâffât / 100 -

 Diyanet Vakfi = (99-100) (Oradan kurtulan İbrahim:) Ben Rabbime gidiyorum. O bana doğru yolu gösterecek. Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi.


فَبَشَّرْنَاهُ بِغُلَامٍ حَلِيمٍ

 Sâffât / 101 -

 Diyanet Vakfi = İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik.


فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ السَّعْيَ قَالَ يَا بُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ فَانظُرْ مَاذَا تَرَى قَالَ يَا أَبَتِ افْعَلْ مَا تُؤْمَرُ سَتَجِدُنِي إِن شَاء اللَّهُ مِنَ الصَّابِرِينَ

 Sâffât / 102 -

 Diyanet Vakfi = Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun, dedi.


فَلَمَّا أَسْلَمَا وَتَلَّهُ لِلْجَبِينِ

 Sâffât / 103 -

 Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


وَنَادَيْنَاهُ أَنْ يَا إِبْرَاهِيمُ

 Sâffât / 104 -

 Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


قَدْ صَدَّقْتَ الرُّؤْيَا إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

 Sâffât / 105 -

 Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


إِنَّ هَذَا لَهُوَ الْبَلَاء الْمُبِينُ

 Sâffât / 106 -

 Diyanet Vakfi = (103-106) Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır, diye seslendik.


وَفَدَيْنَاهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ

 Sâffât / 107 -

 Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

 Sâffât / 108 -

 Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


سَلَامٌ عَلَى إِبْرَاهِيمَ

 Sâffât / 109 -

 Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

 Sâffât / 110 -

 Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

 Sâffât / 111 -

 Diyanet Vakfi = (107-111) Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: İbrahim'e selam! dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.


وَبَشَّرْنَاهُ بِإِسْحَقَ نَبِيًّا مِّنَ الصَّالِحِينَ

 Sâffât / 112 -

 Diyanet Vakfi = (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.


وَبَارَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَى إِسْحَقَ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِ مُبِينٌ

 Sâffât / 113 -

 Diyanet Vakfi = (112-113) Sâlihlerden bir peygamber olarak O'na (İbrahim'e) İshak'ı müjdeledik. Kendisini ve İshak'ı mübarek (kutlu ve bereketli) eyledik. Lâkin her ikisinin neslinden iyi kimseler olacağı gibi, kendine açıktan açığa kötülük edenler de olacak.


وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

 Sâffât / 114 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun biz Musa'ya da Harun'a da nimetler verdik.


وَنَجَّيْنَاهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ

 Sâffât / 115 -

 Diyanet Vakfi = Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.


وَنَصَرْنَاهُمْ فَكَانُوا هُمُ الْغَالِبِينَ

 Sâffât / 116 -

 Diyanet Vakfi = Kendilerine yardım ettik de galip gelen onlar oldu.


وَآتَيْنَاهُمَا الْكِتَابَ الْمُسْتَبِينَ

 Sâffât / 117 -

 Diyanet Vakfi = Her ikisine de apaçık anlaşılan bir kitabı (Tevrat'ı) verdik.


وَهَدَيْنَاهُمَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ

 Sâffât / 118 -

 Diyanet Vakfi = Her ikisini de doğru yola ilettik.


وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِي الْآخِرِينَ

 Sâffât / 119 -

 Diyanet Vakfi = (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.


سَلَامٌ عَلَى مُوسَى وَهَارُونَ

 Sâffât / 120 -

 Diyanet Vakfi = (119-120) Sonra gelenler içinde, Musa ve Harun'a selam olsun, diye (iyi bir nam) bıraktık.


إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

 Sâffât / 121 -

 Diyanet Vakfi = Doğrusu biz, iyileri böylece mükâfatlandırırız.


إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

 Sâffât / 122 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz, ikisi de mümin kullarımızdandı.


وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنْ الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 123 -

 Diyanet Vakfi = İlyas da şüphe yok ki, peygamberlerdendi.


إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِ أَلَا تَتَّقُونَ

 Sâffât / 124 -

 Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.


أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ الْخَالِقِينَ

 Sâffât / 125 -

 Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.


وَاللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ آبَائِكُمُ الْأَوَّلِينَ

 Sâffât / 126 -

 Diyanet Vakfi = (124-126) (İlyas) milletine: (Allah'a karşı gelmekten) sakınmaz mısınız? Yaratanların en iyisi olan, sizin de Rabbiniz, sizden önce gelen atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı bırakıp da Ba'l'e mi taparsınız? demişti.


فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

 Sâffât / 127 -

 Diyanet Vakfi = (127-128) Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.


إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

 Sâffât / 128 -

 Diyanet Vakfi = (127-128) Bunun üzerine İlyas'ı yalanladılar. Onun için Allah'ın ihlâslı kulları müstesna; onların hepsi (cehenneme) götürüleceklerdir.


وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِي الْآخِرِينَ

 Sâffât / 129 -

 Diyanet Vakfi = (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.


سَلَامٌ عَلَى إِلْ يَاسِينَ

 Sâffât / 130 -

 Diyanet Vakfi = (129-130) Sonra gelenler içinde, kendisine bir ün bıraktık, «İlyas'a selâm!» dedik.


إِنَّا كَذَلِكَ نَجْزِي الْمُحْسِنِينَ

 Sâffât / 131 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz biz, iyileri işte böyle mükâfatlandırırız.


إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُؤْمِنِينَ

 Sâffât / 132 -

 Diyanet Vakfi = Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.


وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 133 -

 Diyanet Vakfi = Lût da elbette peygamberlerdendi.


إِذْ نَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ أَجْمَعِينَ

 Sâffât / 134 -

 Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.


إِلَّا عَجُوزًا فِي الْغَابِرِينَ

 Sâffât / 135 -

 Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.


ثُمَّ دَمَّرْنَا الْآخَرِينَ

 Sâffât / 136 -

 Diyanet Vakfi = (134-136) Geridekiler arasında kalan yaşlı bir kadın dışında, Lût'u ve ailesinin hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini yok ettik.


وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ

 Sâffât / 137 -

 Diyanet Vakfi = (137-138) (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?


وَبِاللَّيْلِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

 Sâffât / 138 -

 Diyanet Vakfi = (137-138) (Ey insanlar!) Elbette siz de sabah ve akşam onlara uğruyorsunuz. Hâla akıllanmayacak mısınız?


وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 139 -

 Diyanet Vakfi = Doğrusu Yunus da gönderilen peygamberlerdendi.


إِذْ أَبَقَ إِلَى الْفُلْكِ الْمَشْحُونِ

 Sâffât / 140 -

 Diyanet Vakfi = Hani o, dolu bir gemiye binip kaçmıştı.


فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنْ الْمُدْحَضِينَ

 Sâffât / 141 -

 Diyanet Vakfi = Gemide olanlarla karşılıklı kur'a çektiler de kaybedenlerden oldu.


فَالْتَقَمَهُ الْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ

 Sâffât / 142 -

 Diyanet Vakfi = Yunus kendini kınayıp dururken onu bir balık yuttu.


فَلَوْلَا أَنَّهُ كَانَ مِنْ الْمُسَبِّحِينَ

 Sâffât / 143 -

 Diyanet Vakfi = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.


لَلَبِثَ فِي بَطْنِهِ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ

 Sâffât / 144 -

 Diyanet Vakfi = (143-144) Eğer Allah'ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.


فَنَبَذْنَاهُ بِالْعَرَاء وَهُوَ سَقِيمٌ

 Sâffât / 145 -

 Diyanet Vakfi = Halsiz bir vaziyette kendisini dışarı çıkardık.


وَأَنبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ

 Sâffât / 146 -

 Diyanet Vakfi = Ve üstüne (gölge yapması için) kabak türünden geniş yapraklı bir nebat bitirdik.


وَأَرْسَلْنَاهُ إِلَى مِئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ

 Sâffât / 147 -

 Diyanet Vakfi = Onu, yüz bin veya daha çok kişiye peygamber olarak gönderdik.


فَآمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ إِلَى حِينٍ

 Sâffât / 148 -

 Diyanet Vakfi = Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.


فَاسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ الْبَنَاتُ وَلَهُمُ الْبَنُونَ

 Sâffât / 149 -

 Diyanet Vakfi = Putperestlere sor: Kızlar Rabbinin de erkekler onların mı?


أَمْ خَلَقْنَا الْمَلَائِكَةَ إِنَاثًا وَهُمْ شَاهِدُونَ

 Sâffât / 150 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa biz melekleri onların gözü önünde kız olarak mı yarattık?


أَلَا إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ

 Sâffât / 151 -

 Diyanet Vakfi = (151-152) Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar; «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.


وَلَدَ اللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَاذِبُونَ

 Sâffât / 152 -

 Diyanet Vakfi = (151-152) Dikkat edin, kesinlikle yalan uydurup söylüyorlar; «Allah doğurdu» diyorlar. Onlar şüphesiz yalancıdırlar.


أَصْطَفَى الْبَنَاتِ عَلَى الْبَنِينَ

 Sâffât / 153 -

 Diyanet Vakfi = Allah, kızları oğullara tercih mi etmiş!


مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ

 Sâffât / 154 -

 Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?


أَفَلَا تَذَكَّرُونَ

 Sâffât / 155 -

 Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?


أَمْ لَكُمْ سُلْطَانٌ مُّبِينٌ

 Sâffât / 156 -

 Diyanet Vakfi = (154-156) Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz? Hiç düşünmüyor musunuz? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var?


فَأْتُوا بِكِتَابِكُمْ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

 Sâffât / 157 -

 Diyanet Vakfi = Doğru sözlülerden iseniz, kitabınızı getirin!


وَجَعَلُوا بَيْنَهُ وَبَيْنَ الْجِنَّةِ نَسَبًا وَلَقَدْ عَلِمَتِ الْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ

 Sâffât / 158 -

 Diyanet Vakfi = Allah ile cinler arasında da bir soy birliği uydurdular. Andolsun, cinler de kendilerinin hesap yerine götürüleceklerini bilirler.


سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ

 Sâffât / 159 -

 Diyanet Vakfi = Allah, onların isnat edegeldiklerinden yücedir, münezzehtir.


إِلَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

 Sâffât / 160 -

 Diyanet Vakfi = Allah'ın ihlâsa erdirilmiş kulları müstesnadır (onlar azap görmeyeceklerdir).


فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ

 Sâffât / 161 -

 Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.


مَا أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَاتِنِينَ

 Sâffât / 162 -

 Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.


إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ

 Sâffât / 163 -

 Diyanet Vakfi = (161-163) Sizler ve taptığınız şeyler! Hiçbiriniz, cehenneme girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıp saptıramazsınız.


وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ

 Sâffât / 164 -

 Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.


وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ

 Sâffât / 165 -

 Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.


وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ

 Sâffât / 166 -

 Diyanet Vakfi = (164-166) (Melekler şöyle derler:) Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz.


وَإِنْ كَانُوا لَيَقُولُونَ

 Sâffât / 167 -

 Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.


لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنْ الْأَوَّلِينَ

 Sâffât / 168 -

 Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.


لَكُنَّا عِبَادَ اللَّهِ الْمُخْلَصِينَ

 Sâffât / 169 -

 Diyanet Vakfi = (167-169) Putperestler: Eğer öncekilere verilenlerden bizde de bir kitap olsaydı, mutlaka Allah'ın ihlâslı kulları olurduk! diyorlardı.


فَكَفَرُوا بِهِ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ

 Sâffât / 170 -

 Diyanet Vakfi = İşte şimdi onu inkâr ettiler. Ama ileride bileceklerdir!


وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 171 -

 Diyanet Vakfi = Andolsun ki, peygamber kullarımıza söz vermişizdir:


إِنَّهُمْ لَهُمُ الْمَنصُورُونَ

 Sâffât / 172 -

 Diyanet Vakfi = Onlar mutlaka zafere ulaşacaklardır.


وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ الْغَالِبُونَ

 Sâffât / 173 -

 Diyanet Vakfi = Bizim ordumuz şüphesiz üstün gelecektir.


فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

 Sâffât / 174 -

 Diyanet Vakfi = Onun için sen bir süreye kadar onlara aldırma.


وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

 Sâffât / 175 -

 Diyanet Vakfi = Onların halini gör, onlar da görecekler.


أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ

 Sâffât / 176 -

 Diyanet Vakfi = Azabımızı acele mi istiyorlar?


فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَاء صَبَاحُ الْمُنذَرِينَ

 Sâffât / 177 -

 Diyanet Vakfi = Azap yurtlarına indiğinde, uyarılanların (fakat yola gelmeyenlerin) sabahı ne kötü olur!


وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّى حِينٍ

 Sâffât / 178 -

 Diyanet Vakfi = Sen bir zamana kadar onlara aldırma.


وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ

 Sâffât / 179 -

 Diyanet Vakfi = Onların halini gör, onlar da göreceklerdir.


سُبْحَانَ رَبِّكَ رَبِّ الْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ

 Sâffât / 180 -

 Diyanet Vakfi = Senin izzet sahibi Rabbin, onların isnat etmekte oldukları vasıflardan yücedir, münezzehtir.


وَسَلَامٌ عَلَى الْمُرْسَلِينَ

 Sâffât / 181 -

 Diyanet Vakfi = Gönderilen bütün peygamberlere selam olsun!


وَالْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

 Sâffât / 182 -

 Diyanet Vakfi = Âlemlerin Rabbi olan Allah'a da hamd olsun!