Sûre Açıklaması
Tur Suresi (Arapça: سورة الطور) Kur'an'ın 52. suresidir. Mekke'de indirildiğine inanılmakta olan sure 49 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen Sina yarımadasında ve Musa’ya Tevrat’ın 10 emrinin verildiğine inanılan Tur dağından alır. Tur Suresinde Allah’a inanmayanların cehennemde yanmalarından, Allah’a inananların cennete gideceklerinden, cennetin nimetlerinden bahsedilir. Kur'an meallerinde cinsiyetsiz şekilde ve cennet hizmetçileri olarak verilmesi tercih edilen Tur suresi 24. ayetinde geçen "etraflarında inci taneleri gibi oğlanları dolaşır" ifadeleri bazı tepki ve eleştirilerin hedefi olmuştur.

Mekki
Musa'ya 10 emirin verildiğine inanılan dağın adı
52
49
312
1293
Sesli Süre Dinleme
Tûr

وَالطُّورِ

 Tûr / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


وَكِتَابٍ مَّسْطُورٍ

 Tûr / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


فِي رَقٍّ مَّنشُورٍ

 Tûr / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


وَالْبَيْتِ الْمَعْمُورِ

 Tûr / 4 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


وَالسَّقْفِ الْمَرْفُوعِ

 Tûr / 5 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


وَالْبَحْرِ الْمَسْجُورِ

 Tûr / 6 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَاقِعٌ

 Tûr / 7 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


مَا لَهُ مِن دَافِعٍ

 Tûr / 8 -

 Diyanet Vakfi = (1-8) Tûr'a, yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış Kitab'a, Beyt-i Ma'mûr'a, yükseltilmiş tavana, dolu denize andolsun ki, Rabbinin azabı mutlaka vuku bulacaktır. Ona engel olacak hiçbir şey yoktur.


يَوْمَ تَمُورُ السَّمَاء مَوْرًا

 Tûr / 9 -

 Diyanet Vakfi = O gün gök sallanıp çalkalanır.


وَتَسِيرُ الْجِبَالُ سَيْرًا

 Tûr / 10 -

 Diyanet Vakfi = Dağlar yürüdükçe yürür.


فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ

 Tûr / 11 -

 Diyanet Vakfi = Yalanlayanların vay haline o gün!


الَّذِينَ هُمْ فِي خَوْضٍ يَلْعَبُونَ

 Tûr / 12 -

 Diyanet Vakfi = Ki onlar daldıkları bâtıl içinde oyalanıp duranlardır.


يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَى نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا

 Tûr / 13 -

 Diyanet Vakfi = (13-14) O gün cehennem ateşine itilip atılırlar da «İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!» denilir.


هَذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ

 Tûr / 14 -

 Diyanet Vakfi = (13-14) O gün cehennem ateşine itilip atılırlar da «İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!» denilir.


أَفَسِحْرٌ هَذَا أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ

 Tûr / 15 -

 Diyanet Vakfi = Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?


اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاء عَلَيْكُمْ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

 Tûr / 16 -

 Diyanet Vakfi = Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.


إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ

 Tûr / 17 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar Rablerinin kendilerine verdikleriyle sevinerek cennetlerde ve nimet içindedirler. (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.


فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ

 Tûr / 18 -

 Diyanet Vakfi = (17-18) Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar Rablerinin kendilerine verdikleriyle sevinerek cennetlerde ve nimet içindedirler. (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.


كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ

 Tûr / 19 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Onlara: Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak âfiyetle yeyin, için (denilir). Ayrıca biz onları, ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.


مُتَّكِئِينَ عَلَى سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ

 Tûr / 20 -

 Diyanet Vakfi = (19-20) Onlara: Yaptıklarınıza karşılık sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak âfiyetle yeyin, için (denilir). Ayrıca biz onları, ceylan gözlü hûrilerle evlendirmişizdir.


وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَيْءٍ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ

 Tûr / 21 -

 Diyanet Vakfi = İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tâbi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.


وَأَمْدَدْنَاهُم بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ

 Tûr / 22 -

 Diyanet Vakfi = Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.


يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ

 Tûr / 23 -

 Diyanet Vakfi = Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.


وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ

 Tûr / 24 -

 Diyanet Vakfi = Hizmetlerine verilmiş, (kabuğunda) saklı inci gibi gençler etraflarında dönüp dolaşırlar.


وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَى بَعْضٍ يَتَسَاءلُونَ

 Tûr / 25 -

 Diyanet Vakfi = Cennettekiler birbirlerine dönüp sorarlar:


قَالُوا إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِي أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ

 Tûr / 26 -

 Diyanet Vakfi = Derler ki: «Daha önce biz, aile çevremiz içinde bile (ilâhî azaptan) korkardık.»


فَمَنَّ اللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَانَا عَذَابَ السَّمُومِ

 Tûr / 27 -

 Diyanet Vakfi = «Allah bize lütfetti de bizi vücudun içine işleyen azaptan korudu.»


إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ إِنَّهُ هُوَ الْبَرُّ الرَّحِيمُ

 Tûr / 28 -

 Diyanet Vakfi = «Gerçekten biz bundan önce O'na yalvarıyorduk. Çünkü iyilik eden, esirgeyen ancak O'dur.»


فَذَكِّرْ فَمَا أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ

 Tûr / 29 -

 Diyanet Vakfi = (Resûlüm!) Sen öğüt ver. Rabbinin lütfuyla sen ne bir kâhinsin, ne de bir deli.


أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِ رَيْبَ الْمَنُونِ

 Tûr / 30 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa onlar: (O,) bir şairdir; onun, zamanın felâketlerine uğramasını bekliyoruz mu diyorlar?


قُلْ تَرَبَّصُوا فَإِنِّي مَعَكُم مِّنَ الْمُتَرَبِّصِينَ

 Tûr / 31 -

 Diyanet Vakfi = De ki: Bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.


أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَامُهُم بِهَذَا أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

 Tûr / 32 -

 Diyanet Vakfi = Onlara akılları mı bunu emreder, yoksa onlar, azgın bir topluluk mudur?


أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ

 Tûr / 33 -

 Diyanet Vakfi = Yahut «Onu kendisi uydurdu!» mu diyorlar? Hayır, onlar iman etmezler.


فَلْيَأْتُوا بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِ إِن كَانُوا صَادِقِينَ

 Tûr / 34 -

 Diyanet Vakfi = Eğer doğru iseler onun benzeri bir söz getirsinler.


أَمْ خُلِقُوا مِنْ غَيْرِ شَيْءٍ أَمْ هُمُ الْخَالِقُونَ

 Tûr / 35 -

 Diyanet Vakfi = Acaba onlar herhangi bir yaratıcı olmadan mı yaratıldılar? Yoksa kendileri mi yaratıcıdırlar?


أَمْ خَلَقُوا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ بَل لَّا يُوقِنُونَ

 Tûr / 36 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattılar? Hayır! Onlar bir türlü anlayıp inanmazlar.


أَمْ عِندَهُمْ خَزَائِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ الْمُصَيْطِرُونَ

 Tûr / 37 -

 Diyanet Vakfi = Yahut Rabbinin hazineleri onların yanında mıdır? Ya da her şeye hakim olan kendileri midir?


أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

 Tûr / 38 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa onların, üzerine çıkıp gizli sırları dinledikleri bir merdivenleri mi var? Öyleyse dinleyenleri, açık bir delil getirsinler.


أَمْ لَهُ الْبَنَاتُ وَلَكُمُ الْبَنُونَ

 Tûr / 39 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa kızlar O'nun, oğullar da sizin mi?


أَمْ تَسْأَلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

 Tûr / 40 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında eziliyorlar mı?


أَمْ عِندَهُمُ الْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

 Tûr / 41 -

 Diyanet Vakfi = Yoksa gayba ait bilgiler kendi yanlarında da, onlar mı yazıyorlar?


أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا فَالَّذِينَ كَفَرُوا هُمُ الْمَكِيدُونَ

 Tûr / 42 -

 Diyanet Vakfi = Yahut bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Asıl tuzağa düşecek olanlar, inkâr edenlerdir.


أَمْ لَهُمْ إِلَهٌ غَيْرُ اللَّهِ سُبْحَانَ اللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ

 Tûr / 43 -

 Diyanet Vakfi = Veya onların Allah'tan başka bir tanrısı mı var? Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.


وَإِن يَرَوْا كِسْفًا مِّنَ السَّمَاء سَاقِطًا يَقُولُوا سَحَابٌ مَّرْكُومٌ

 Tûr / 44 -

 Diyanet Vakfi = Gökten düşen bir kütle görseler «Üst üste yığılmış bulutlardır» derler.


فَذَرْهُمْ حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي فِيهِ يُصْعَقُونَ

 Tûr / 45 -

 Diyanet Vakfi = Artık çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar onları kendi hallerine bırak.


يَوْمَ لَا يُغْنِي عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْئًا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ

 Tûr / 46 -

 Diyanet Vakfi = O gün planları kendilerine hiçbir fayda vermez ve yardım da görmezler.


وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذَلِكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

 Tûr / 47 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz zulmedenlere bundan önce de bir azab vardır; fakat onların çoğu bilmiyorlar.


وَاصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ

 Tûr / 48 -

 Diyanet Vakfi = Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et.


وَمِنَ اللَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَارَ النُّجُومِ

 Tûr / 49 -

 Diyanet Vakfi = Gecenin bir kısmında ve yıldızların batışından sonra da O'nu tesbih et.