Sûre Açıklaması
Zariyat Suresi (Arapça: سورة الذاريات) Kur'an'ın 51. suresi. Mekke devrinde indirildiğine inanılan 60 ayetten oluşur. Sure ismini ilk ayette geçen ve rüzgarlar anlamına gelen zariyat kelimesinden alır. Zariyat Suresi'nde Allah’a inananların durumundan, İbrahim ve Musa Peygamberler'den, Ad ve Semud kavimlerinden, Nuh Peygamber'in kavminden ve zalimlerden bahsedilir. Surede bazı ayetler mütercimler tarafından güncellenme olarak değerlendirilebilecek şekilde, bazı anlam kaymalarıyla tercüme edilebilmektedirler. Bu kapsamda 7.ayettte geçen ve örgü, örme anlamındaki HuBuKi kelimesi yörüngeler, yollar şeklinde, 47. ayetteki olağan kullanımda genişlik veren, genişleten anlamındaki musiun, genişletmekteyiz şeklinde verilebilmektedir. Tarihsel önce:Ahkaf Suresi Sure metni: Zariyat Suresi Tarihsel sonra: Gaşiye Suresi

Mekki
rüzgarlar
51
60
360
1510
Sesli Süre Dinleme
Zâriyât

وَالذَّارِيَاتِ ذَرْوًا

 Zâriyât / 1 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


فَالْحَامِلَاتِ وِقْرًا

 Zâriyât / 2 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


فَالْجَارِيَاتِ يُسْرًا

 Zâriyât / 3 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


فَالْمُقَسِّمَاتِ أَمْرًا

 Zâriyât / 4 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ

 Zâriyât / 5 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


وَإِنَّ الدِّينَ لَوَاقِعٌ

 Zâriyât / 6 -

 Diyanet Vakfi = (1-6) Tozdurup savuranlara, yükünü yüklenenlere, kolayca süzülenlere, işi ayıranlara andolsun ki, size vâdedilen, kesinlikle doğrudur ve ceza mutlaka vuku bulacaktır.


وَالسَّمَاء ذَاتِ الْحُبُكِ

 Zâriyât / 7 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).


إِنَّكُمْ لَفِي قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ

 Zâriyât / 8 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).


يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ

 Zâriyât / 9 -

 Diyanet Vakfi = (7-9) İçinde yörüngeleri olan göğe andolsun ki siz çelişkili sözler söylüyorsunuz. Ondan (Kur'an'dan veya imandan) dönen döndürülür (engellenmez).


قُتِلَ الْخَرَّاصُونَ

 Zâriyât / 10 -

 Diyanet Vakfi = Kahrolsun o koyu yalancılar!


الَّذِينَ هُمْ فِي غَمْرَةٍ سَاهُونَ

 Zâriyât / 11 -

 Diyanet Vakfi = Onlar koyu bir cehalet içerisinde kalmış gafillerdir.


يَسْأَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ

 Zâriyât / 12 -

 Diyanet Vakfi = Ceza gününün ne zaman olduğunu sorarlar.


يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ

 Zâriyât / 13 -

 Diyanet Vakfi = O gün onlar ateşe sokulacaklardır.


ذُوقُوا فِتْنَتَكُمْ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ

 Zâriyât / 14 -

 Diyanet Vakfi = Azabınızı tadın! Acele gelmesini beklediğiniz şey budur işte! (denir.)


إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَعُيُونٍ

 Zâriyât / 15 -

 Diyanet Vakfi = (15-16) Şüphesiz ki Allah'a isyandan sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunacaklar. Kuşkusuz onlar, bundan önce dünyada güzel davrananlardı.


آخِذِينَ مَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُوا قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ

 Zâriyât / 16 -

 Diyanet Vakfi = Rablerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar, bundan önce ihsanda bulunanlardı.


كَانُوا قَلِيلًا مِّنَ اللَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ

 Zâriyât / 17 -

 Diyanet Vakfi = Geceleri pek az uyurlardı.


وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ

 Zâriyât / 18 -

 Diyanet Vakfi = Seher vakitlerinde de istiğfar ederlerdi.


وَفِي أَمْوَالِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّائِلِ وَالْمَحْرُومِ

 Zâriyât / 19 -

 Diyanet Vakfi = Mallarında, muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı.


وَفِي الْأَرْضِ آيَاتٌ لِّلْمُوقِنِينَ

 Zâriyât / 20 -

 Diyanet Vakfi = Kesin olarak inananlar için yeryüzünde âyetler vardır.


وَفِي أَنفُسِكُمْ أَفَلَا تُبْصِرُونَ

 Zâriyât / 21 -

 Diyanet Vakfi = Kendi nefislerinizde de öyle. Görmüyor musunuz?


وَفِي السَّمَاء رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ

 Zâriyât / 22 -

 Diyanet Vakfi = Semada da rızkınız ve size vâdedilen başka şeyler vardır.


فَوَرَبِّ السَّمَاء وَالْأَرْضِ إِنَّهُ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَا أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ

 Zâriyât / 23 -

 Diyanet Vakfi = Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki bu vaad, sizin konuşmanız gibi kesin ve gerçektir.


هَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَاهِيمَ الْمُكْرَمِينَ

 Zâriyât / 24 -

 Diyanet Vakfi = İbrahim'in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi? (Bunlar meleklerdi.)


إِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ

 Zâriyât / 25 -

 Diyanet Vakfi = Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.


فَرَاغَ إِلَى أَهْلِهِ فَجَاء بِعِجْلٍ سَمِينٍ

 Zâriyât / 26 -

 Diyanet Vakfi = Hemen ailesinin yanına giderek semiz bir dana (kebabını) getirmiş,


فَقَرَّبَهُ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ

 Zâriyât / 27 -

 Diyanet Vakfi = Onların önüne koyup «Yemez misiniz?» demişti.


فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً قَالُوا لَا تَخَفْ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَامٍ عَلِيمٍ

 Zâriyât / 28 -

 Diyanet Vakfi = Derken onlardan korkmaya başladı. «Korkma» dediler ve ona bilgin bir oğlan çocuğu müjdelediler.


فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

 Zâriyât / 29 -

 Diyanet Vakfi = Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: «Ben kısır bir kocakarıyım!» dedi.


قَالُوا كَذَلِكَ قَالَ رَبُّكِ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

 Zâriyât / 30 -

 Diyanet Vakfi = Onlar: «Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir» dediler.


قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

 Zâriyât / 31 -

 Diyanet Vakfi = (İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.


قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَى قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

 Zâriyât / 32 -

 Diyanet Vakfi = «Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik.»


لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

 Zâriyât / 33 -

 Diyanet Vakfi = «Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik).»


مُسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

 Zâriyât / 34 -

 Diyanet Vakfi = (Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).


فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

 Zâriyât / 35 -

 Diyanet Vakfi = Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.


فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ الْمُسْلِمِينَ

 Zâriyât / 36 -

 Diyanet Vakfi = Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.


وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

 Zâriyât / 37 -

 Diyanet Vakfi = Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.


وَفِي مُوسَى إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَى فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

 Zâriyât / 38 -

 Diyanet Vakfi = Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.


فَتَوَلَّى بِرُكْنِهِ وَقَالَ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

 Zâriyât / 39 -

 Diyanet Vakfi = Firavun ordusuyla birlikte yüz çevirmiş: «O, bir büyücüdür veya bir delidir» demişti.


فَأَخَذْنَاهُ وَجُنُودَهُ فَنَبَذْنَاهُمْ فِي الْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ

 Zâriyât / 40 -

 Diyanet Vakfi = Nihayet onu da ordularını da yakalayıp denize attık, bu sırada kendini kınayıp duruyordu.


وَفِي عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ الرِّيحَ الْعَقِيمَ

 Zâriyât / 41 -

 Diyanet Vakfi = Âd kavminde de (ibretler vardır). Onlara kasıp kavuran rüzgârı göndermiştik.


مَا تَذَرُ مِن شَيْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَالرَّمِيمِ

 Zâriyât / 42 -

 Diyanet Vakfi = Üzerinden geçtiği şeyi canlı bırakmıyor, onu kül edip savuruyordu.


وَفِي ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا حَتَّى حِينٍ

 Zâriyât / 43 -

 Diyanet Vakfi = Semûd kavminde de (ibretler vardır). Onlara: Bir süreye kadar faydalanın, denmişti.


فَعَتَوْا عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ الصَّاعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ

 Zâriyât / 44 -

 Diyanet Vakfi = Rablerinin emrine karşı geldiler. Bu yüzden, bakıp dururlarken onları yıldırım çarpıverdi.


فَمَا اسْتَطَاعُوا مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا مُنتَصِرِينَ

 Zâriyât / 45 -

 Diyanet Vakfi = Ayağa kalkacak güçleri kalmamış, yardım edenleri de olmamıştı.


وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ

 Zâriyât / 46 -

 Diyanet Vakfi = Bunlardan önce de Nuh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplum idiler.


وَالسَّمَاء بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ

 Zâriyât / 47 -

 Diyanet Vakfi = Göğü kendi ellerimizle biz kurduk ve biz (onu) elbette genişleticiyiz.


وَالْأَرْضَ فَرَشْنَاهَا فَنِعْمَ الْمَاهِدُونَ

 Zâriyât / 48 -

 Diyanet Vakfi = Yeri de döşedik. (Bak) ne güzel döşeyiciyiz!


وَمِن كُلِّ شَيْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ

 Zâriyât / 49 -

 Diyanet Vakfi = Her şeyden de çift çift yarattık ki, düşünüp öğüt alasınız.


فَفِرُّوا إِلَى اللَّهِ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

 Zâriyât / 50 -

 Diyanet Vakfi = O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.


وَلَا تَجْعَلُوا مَعَ اللَّهِ إِلَهًا آخَرَ إِنِّي لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ

 Zâriyât / 51 -

 Diyanet Vakfi = Allah ile beraber başka bir tanrı edinmeyin. Zira ben size O'nun tarafından (gelmiş) açık bir uyarıcıyım.


كَذَلِكَ مَا أَتَى الَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ

 Zâriyât / 52 -

 Diyanet Vakfi = İşte böylece, onlardan öncekilere her hangi bir peygamber geldiğinde hemen: O, bir büyücüdür veya delidir, dediler.


أَتَوَاصَوْا بِهِ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ

 Zâriyât / 53 -

 Diyanet Vakfi = Bunu (nesilden nesile) birbirlerine vasiyet mi ettiler? Doğrusu onlar azgın bir topluluktur.


فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَا أَنتَ بِمَلُومٍ

 Zâriyât / 54 -

 Diyanet Vakfi = Artık onlara aldırma. (Davete uymamalarından dolayı) sen kınanacak değilsin.


وَذَكِّرْ فَإِنَّ الذِّكْرَى تَنفَعُ الْمُؤْمِنِينَ

 Zâriyât / 55 -

 Diyanet Vakfi = Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.


وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ

 Zâriyât / 56 -

 Diyanet Vakfi = Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.


مَا أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَا أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ

 Zâriyât / 57 -

 Diyanet Vakfi = Ben onlardan rızık istemiyorum. Beni doyurmalarını da istemiyorum.


إِنَّ اللَّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ الْمَتِينُ

 Zâriyât / 58 -

 Diyanet Vakfi = Şüphesiz rızık veren, güç ve kuvvet sahibi olan ancak Allah'tır.


فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَابِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ

 Zâriyât / 59 -

 Diyanet Vakfi = Muhakkak ki bu zulmedenlerin de, geçmişlerinin payı gibi (azaptan) bir payları vardır! O halde acele etmesinler!


فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا مِن يَوْمِهِمُ الَّذِي يُوعَدُونَ

 Zâriyât / 60 -

 Diyanet Vakfi = Başlarına gelecek (acı) günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!